Tasarrufun İptali Davaları İle Muvazaa Nedeniyle Açılan Butlan Davalarının Farkı

Tasarrufun iptali davaları ile muvazaa nedeniyle açılan iptal davaları sözel çağrışımları ve bazı durumlarda temelinde danışıklı bir işlemin yatması nedeniyle birbirine karıştırılabilmektedir. Uygulamada da bu davalardan birinin açılması gerektiği yerde diğerinin açıldığına sık rastlanmaktadır. Bu durumda mahkemeler davayı reddetmek yerine, eğer diğer şartları yerindeyse hukuki nitelemesini doğru şekilde yaparak davanın hangi hükümler dairesinde görülmesi gerekiyorsa buna uygun yargılama yapmakta ve karar vermektedir.

Bu bültende tasarrufun iptali davaları ile muvazaa nedeniyle açılan iptal davaları arasındaki farklara odaklanarak, her iki davanın şartları ve sonucu üzerine değerlendirmelerde bulunduk.

1.      Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Tasarrufun iptali davası, alacaklının borçluya karşı açtığı bir dava olup, bu davada amaç borçlunun alacak hakkına kavuşmasını engelleyen işlemlerinin(tasarruflarının) iptal edilerek alacaklıya karşı geçersiz kılınmasını sağlamaktır. Borçlunun hacizden ya da iflastan önce yaptığı, bazı durumlarda alacaklıyı zarar sokmaya ve açtığı icra takibini sonuçsuz bırakmaya yönelik işlemleri iptale tabidir. Aynı şekilde borçlunun aciz halindeyken yapmış olduğu işlemlerden bazıları da iptal davasına konu edilebilir. Böylelikle borçlunun malvarlığından çıkararak alacaklının koyduracağı hacizden kurtarmaya çalıştığı malvarlığı değerlerinin haczedilebilir hale getirilmesi mümkün olur. Bu davada tasarruf iptal edildiği takdirde mülkiyet eski hale getirilmemektedir. Örneğin; borçlu alacaklısından mal kaçırmak amacıyla evini ve arabasını akrabalarında devretmişse bu devirlerin iptali için açılan davada iptal kararı verildiği takdirde, mallar eskisi gibi borçlunun mülkiyetine geri dönmez. Sadece alacaklının alacak hakkı kadarki kısmı oranında bu işlemler geçersiz, alacaklının hakkını etkilemediği oranda geçerli sayılır. Alacaklı bu malları haczettirip sattırabilir ve eğer bu satıştan kalan bir meblağ olursa bu artık borçluya değil malın yeni sahibi olan borçlu akrabasına ödenir.

Tasarrufun iptali davalarının açılabilmesi için bazı şartların varlığı aranmaktadır. Öncelikle bu davanın görülebilmesinin ön koşulu, alacaklının elinde borçlu hakkında verilmiş bir aciz belgesinin bulunmasıdır. Kesin ya da geçici aciz belgesi olan borçluya karşı alacaklı tasarrufun iptali davası açabilir. Bu özel bir dava şartı olup yerine getirilmediği takdirde dava esastan görülemez. Aciz belgesi eksikse tamamlanması için süre verilebileceği gibi, bu eksikliğin yargılama sürecinde ve hatta bozmadan sonra dahi giderilmesi mümkündür. Bunun haricinde alacak alacak için icra takibi yapılmış ve bu icra takibi (ödeme emri) kesinleşmiş olmalıdır. Davaya konu edilen ve iptali talep edilen tasarrufun borcun doğumundan sonraki bir tarihte yapılmış olması da davada aranan diğer özel şartlardan biridir. Yargıtay kararında tasarrufun iptali davasının şartları şöyle ifade edilmiştir;

“Dava İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.

…………Mahkemesi’nin 2018/111 E sayılı dosyası ile itirazın iptali davasının görüldüğü, davanın henüz sonuçlanmadığı, takibin kesinleşmediği,
Davacı tarafından da davalı borçlu aleyhine başlatılan Merin 4. İcra Müdürlüğü’nün 2009/10740 sayılı dosyasında davalı borçlunun süresi içerisinde itiraz ettiği, Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/590 sayılı dosyası ile görülen itirazın iptali davasının henüz sonuçlanmadığı, takibin de kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda mahkemece yapılacak iş, tasarrufun iptali davasının dinlenilebilmesi için borçlu hakkında başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş olması ön koşulu re’sen dikkate alınarak, davacı alacaklıların açtığı itirazın iptali davasının sonuçlarının bekletici mesele yapılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”[1]

2.      Muvazaa Nedeniyle Açılan İptal Davaları

Muvazaa, gerçek olmayan ve tarafları arasında hukuksal sonuç doğurması istenmeyen bir işlemin dış dünyaya gerçekmiş gibi gösterilmesi anlamında kullanılan bir terimdir. Muvazaa kısaca danışıklı işlem olarak da tabir edilebilir. Hukukumuzda özellikle mirasbırakan-mirasçı ilişkilerinde rastladığımız ve muris muvazaası olarak adlandırılan işlemler muvazaalı işlemlerin en bilinen örnekleridir. Ancak muvazaalı işlemler sadece mirasçıdan değil ve fakat alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla da yapılabilmektedir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, alacaklılarının koyduracağı hacizden mallarını kurtarmak isteyen borçlu, bu malları başkasına satmış gibi gösterebilmektedir. Arada gerçek bir devir olgusu olmadığı halde, sahte bir devir yapılmıştır ve üçüncü kişilere devir imajı verilmiştir. Bu türden muvazaalı işlemler hukuken batıl olup, geçersizliği üçüncü kişiler tarafından ileri sürülebilir. Açılan iptal davasında işlemin geçersiz olduğunun mahkemeden tespiti talep edilmektedir.

3.      İki Dava Arasındaki Farklar

Tasarrufun iptali davası ile muvazaa nedeniyle açılan iptal davaları, uygulamada “muvazaa nedeniyle tasarrufun iptali davası” adı altında açılabilmektedir. Bu takdirde mahkemeler, davadaki talebe ve somut olayın şartlarına göre davanın İİK m.277 anlamında bir tasarrufun iptali davası mı yoksa TBK m. 19 anlamında muvazaaya dayanan butlan davası mı olduğunu inceleyerek bir karara varacaktır. İki davanın birbirinden farklarını özetlemek gerekirse;

  • Tasarrufun iptali davası şahsi bir dava olup, bu davada ayni nitelikte yani mülkiyet hakkını değiştiren, düzelten bir karar verilmesi mümkün değildir. Oysa muvazaaya dayanan butlan davalarında muvazaanın sabit olması halinde verilen hükümle işlemin hiç yapılmamış olduğu tespit edileceğinden mülkiyet de eski haline geri gelmektedir.
  • Tasarrufun iptali davalarında çoğu zaman iptali istenen işlem geçerlidir. Muvazaaya dayalı butlan davası sahte işlemlere karşı açılmaktadır. Ancak tasarrufun iptali davalarının da muvazaalı(danışıklı) işlemler nedeniyle açılabileceği haller mevcuttur. Böylesi durumlarda alacaklı isterse TBK m. 19’a göre işlemin butlanı davasını, dilerse İİK m.277’ye göre tasarrufun iptali davasını açabilir. Her iki davada alacağı hükmün amacı aynı olsa da, hüküm sonucu birbirinden farklı olacaktır. Fakat her iki durumda da alacaklı borçlunun davaya konu edilen malını haczettirip sattırma yetkisi elde etmiş olur.

Aşağıda Yargıtay’ın her iki davanın farkları konusunda yapılan tespitleri içeren kararlarına yer verilmiştir;

“Dava BK’nun 19.maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir. Kural olarak 3.kişiler, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü danışıklı bir hukuki işlem ile 3.kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak 3.kişinin danışıklı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan alacaklı olması ve danışıklı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekir. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277.maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır.

Somut olayda dava konusu … plakalı aracın davalı … adına kayıtlıyken Bornova 3. Noterliği’nin 15.07.2010 tarihinde 22613 yevmiye nolu araç satış sözleşmesi ile davalı … A’a devredildiği, davalı … tarafından da aynı gün(dava açılmadan önce), dava dışı şahsa devredildiği anlaşılmıştır. Davacının talebi TBK’nun 19.maddesi gereğince açılmış muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olduğuna göre muvazaalı işlemin diğer tarafı olan yani borçlu tarafından ilk satış yapılan şahıs ve varsa diğer satış yapılan şahıslarında davaya dahil edilip taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.[2]

Bir başka kararında Yargıtay şu tespitlerde bulunmuştur;

Davacı vekili; davalılardan … tarafından müvekkilinin alacağına karşılık 40.000,00 TL bedelli bono düzenlenmiş olduğunu, davalının bu borcu ödememesi üzerine Mersin 3.İcra Müdürlüğünün 2011/7021 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, ancak mülkiyeti davalılardan …’a ait olan Mersin ili Toroslar ilçesi … köyü Köyiçi mevki 778 parsel sayılı taşınmazın düşük bir bedelle amcası olan diğer davalı …’a satıldığını, davalı … ’ın da davalı …’ın alacaklılarına zarar vermek kastı ile hareket ettiğini bilmekte ve bilebilecek durumda olduğunu, taşınmazın satış akit tablolarında gösterilen alım satım değeri ile güncel piyasa alım satım değeri arasında da fahiş derecede fark bulunduğunu belirterek, dava konusu taşınmazın devrine ilişkin tasarrufun icra takip dosyasındaki asıl alacak, faiz ve ferilerine yeter miktarda iptali ile takip konusu alacaklarının bu taşınmaz üzerinden karşılanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; davaya dayanak yapılan 15/12/2009 tanzim 15/01/2010 vade tarihli 40.000,00 TL tutarlı bononun tefecilik sureti ile faiz karşılığı verilen borç para karşılığı düzenlendiği, tefecilik sureti ile borç para verilmesinin kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeni ile tefecilik nedeni ile düzenlenen bononun kesin olarak hükümsüz olduğu sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


Dava İİK.nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
Bu tür davalar hukuki niteliği itibariyle, dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır. Bunun doğal sonucu olarak da dava ve tasarrufa konu mal, devir alanın mal varlığından çıkartılarak borçlunun mal varlığına iade edilmez. Sadece alacaklıya malın bedelinden alacağını alma imkanı sağlar. İptal davasının amacı, İİK 277. ve devamı maddelerinde öngörüldüğü gibi borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarını iptal ettirmektir. İİK.nun 283. maddesi hükmüne göre iptal davasının konusu taşınmaz mal olduğu takdirde, davalı 3.şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan bu taşınmazın haciz ve satışı istenebilir. Diğer söyleyişle bu dava alacaklıya borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı tasarrufla ilgili mal üzerinde alacağın tahsilini sağlama yetkisini verir. Bu yetki de alacak miktarı ile sınırlıdır.

 

Bu özelliklerin doğal sonucu olarak davanın görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı diğer söyleyişle tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması, bir diğeri de alacağın aciz vesikasına bağlanmış olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle aciz nedenine dayalı tasarrufun iptali davasında davalı 3.kişi aciz belgesine dayanan alacağın gerçekte olmadığını iddia ve ispat edebilir. Çünkü dava şartlarından birisi de tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması gereğidir.

 

Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa bu durumda tasarruf
sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Bu nedenledir ki 3.kişi davalının borcun gerçek olmadığı iddiası ve muvazaanın varlığı yönündeki savunmasının mahkemece incelenmesi gerekir. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından iptal davasının dinlenmesi mümkün olmaz.

 

Diğer bir yönüyle de konu ele alındığında da, İİK.’nın 277. vd maddelerine göre açılan iptal davalarında takip borçlusundan hak iktisap eden 3. kişilerin davacının takip borçlusundan alacaklı olmadığına ilişkin savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Aksi takdirde takip alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen 3. kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki bunun kabulüne olanak yoktur. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin malvarlığındaki bir unsuru iyi niyetli 3. kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Elbette ki bunlar yasaca amaçlanan durumlar değildir. Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekir.”[3]

Sonuç

Amaçları bakımından birbirine benzeyen tasarrufun iptali davaları ile muvazaa nedeniyle açılan butlan davaları birbirinden farklı davalar olup, şartları ve sonuçları bakımından da birbirinden ayrılırlar. Davalardan biri İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmişken diğeri Borçlar Kanunu’nda yer almaktadır. Özellikle borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirlerin ve işlemlerin iptal edilmesinin talep edildiği durumlar, bu iki davanın birbirine en çok yaklaştığı durumdur. Borçlusu kendisinden mal kaçırmak amacıyla işlemlerde bulunan borçlu her iki davadan birini açabilir. Ancak davaların açılma ve ispat şartları kendine özgü olup neticede verilen hükümlerin etkisi de birbirinden farklıdır.

Tasarrufun iptali ve muvazaa davalarıyla ilgili ayrıntılı bilgi için ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla

Solmaz Hukuk ve Danışmanlık Ekibi.

Referanslar

Nazif Kaçak, (2008),  İcra ve İflas Kanunu’nda Tasarrufun İptali Davaları, Seçkin Yayıncılık, Ankara.

Yargıtay  17. Hukuk Dairesi, 2019/2829 E., 2021/3185 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/1984 E. , 2021/2275 K.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2020/34 E., 2021/2358 K.

[1]Yargıtay  17. Hukuk Dairesi, 2019/2829 E., 2021/3185 K.

[2] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/1984 E. , 2021/2275 K.

[3] Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2020/34 E., 2021/2358 K.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir