Senedin Sahteliğinin Tespiti ve Dava Süreci

Ticari hayatta ve günlük hayatta sahte senet düzenlenerek kişilerin borç altına sokulduğuna sıkça tanık olunmaktadır. Kendi bilgi ve iradesi olmadığı, herhangi bir imza atmadığı halde bir senette borçlu olarak gösterilmiş kişiler haksız ve kötü niyetli olarak icra takipleriyle veya davalarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumdan mağdur olan kişinin alacağın dayandığı senedin sahte olduğunu mahkemede tespit ettirmesi gerekmektedir

Sahtelikten kasıt, kişinin kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazının veya imzanın kabul edilmemesidir. Örneğin; senetteki imzanın sahte olduğu, kendisine ait olmadığı, kendi imzasının senette taklit edildiği, transfer imza olduğu, senedin üzerinde tahrifat yapıldığı (yazılarla oynandığı, silinti, çıkıntı veya kazıntı yapıldığı) iddiaları sahtelik iddiası kapsamında değerlendirilmektedir.

Senedin sahteliği ile ilgili hem hukuk hem de ceza davaları açılabilmektedir. Bu bültende, senedin sahteliği hususunda açılan hukuk davalarına ilişkin genel nitelikte açıklamalar yapılarak, sahtelik iddiasının hukuk davalarındaki incelemesi ve bu durumun icra takibine etkisi üzerinde durulmuştur.

1.       Âdi Senet-Resmî Senet Sahteliğinin Tespiti

Bir alacağın dayandığı senedin sahte olduğu iddiasıyla açılacak dava niteliği itibarıyla bir tür menfi tespit davasıdır. Senedin adi senet veya resmi senet olmasına göre sahtelik iddiasının öne sürülme biçimi değişiklik gösterir. Adi senet, resmi bir makam ya da memurun katılımı olmaksızın, taraflarca hazırlanan senetlerdir. Resmi senetler ise tarafların yanı sıra, noter gibi resmi bir makam ya da memurun refakatinde düzenlenen ya da onaylanan senetlerdir.

Adi senetlerin sahteliği için ayrı bir dava açılabileceği gibi, açılmış bir dava içerisinde sahtelik iddiasını ön sorun olarak ileri sürmek de mümkündür. Ancak şayet derdest davada sahtelik iddiası ön sorun olarak ileri sürülmüşse artık bu konuda ayrı ve yeni bir dava açılamayacaktır. Yargıtay kararında bu husus şöyle ifade edilmiştir;

“6100 sayılı HMK madde 208/3. dikkate alındığında, davaya konu senede yönelik sahtelik iddiasının diğer davada ön sorun olarak ileri sürülmesi karşısında, bu hususun ayrı bir davaya konu edilmesinde davacının hukuki yararının bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.[1]

Bir resmi senedin sahteliği ileri sürülecekse, bu husus ön sorun olarak ileri sürülemeyecek olup mutlaka senedin sahte olduğu konusunda ayrı bir dava açılması gerekmektedir. Bu durumun sebebi, resmi senetlere duyulan güvendir.

Bir âdi senet ile bir resmi senedin sahteliğinin ileri sürülmesinin sonuçları da Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda farklı düzenlenmiştir. HMK madde 209/1 hükmüne göre, adi bir senetteki yazı veya imza inkar edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. İşlemler durdurulur ve mahkemeden verilecek karar beklenir. Ancak resmi bir senetteki yazı veya imza inkâr edilmişse, bu senet bir mahkeme kararıyla sahtelik tespit edilinceye kadar geçerli kabul edilir ve her türlü işleme esas alınabilir.

2.       Mahkemenin Sahtelik İddiası Üzerine Yapacağı İnceleme

HMK madde 208/1 hükmü gereği, bir belgenin sahteliği ileri sürüldüğünde belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. Şayet sahtelik iddiası imza veya yazı ile ilgili ise, hâkim bu davada yazı veya imza inkârında bulunan davacıyı isticvap eder, bu şekilde elde ettiği bilgiler dahilinde bir kanaate varamazsa davacı kişiye huzurda yazı yazdırıp imza attırır. Bu işlemler için davacı mahkemeye gelmezse inkâr etmiş olduğu yazı veya imzayı kabul etmiş sayılır. Bu husus kendisine çıkarılan davetiyede de açıkça belirtilir.

Hâkimin bu incelemelerle bir kanaat edinmesi mümkün değilse, mahkemece yazı ya da imzanın bilirkişi tarafından incelenmesine karar verilir. Bilirkişi incelemesinin öncesinde, eğer varsa davacı tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı veya imza örnekleri ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi de incelemesini bu örnekleri karşılaştırmak suretiyle gerçekleştirir. İnceleme için birden fazla bilirkişi raporu alınır da bunlar arasında çelişki olursa, mahkemenin grafoloji uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi heyetine imza incelemesi yaptırarak ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alarak bir karar vermesi gerekir.

3.       Senetteki İmzanın Sahteliğinin İleri Sürülmesinin İcra Takibine Etkisi

İcra takibine konu edilen senetteki imzaya itiraz edilmesi hâlinde, icra takibine devam edilip edilmeyeceği konusu tartışmalı olup, konuyla ilgili doktrinde ve yargı kararlarında bir görüş birliği de bulunmamaktadır. Kimi yargı kararlarında ve karşı oy yazılarında, ortada sahte olduğu iddia edilen bir senet varsa, bu senedin herhangi bir işleme esas alınmamasını öngördüğünden HMK madde 209 hükmü gereği icra takibinin de durması gerektiği görüşü savunulmaktadır. Ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu ve bugün mahkemelerce takip edilen 14.09.2015 tarihli ve E. 2015/10540,  K.2015/20832 sayılı kararda bu görüşün aksi yöndeki görüşün benimsendiği ve uygulamanın bu yönde geliştiği görülmektedir. İlgili kararda aşağıdaki ifadelere yer verilmektedir;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra ve İflas Kanunu’nda bir hüküm olmayan hallerde ancak İcra ve İflas Kanunu’nda açıkça gönderme olması veya bu kanunun özel veya genel hükümlerine aykırı olmaması hallerinde uygulanabilir. Bu ilkeler ışığında HMK’nın 209/1. Maddesinin ilamsız icra takiplerine etkisi değerlendirilmelidir. Bu maddeye göre, “adi bir senetteki yazı veya imza inkar edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.” Bu maddenin icra takiplerinde uygulanması gerektiğine ilişkin olarak İcra ve İflas Kanunu’nda bir hüküm bulunmamaktadır. Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla yapılan takipte takibe konu kambiyo senedi altındaki imzaya itiraz, İİK’nun 170. Maddesinde özel olarak düzenlendiğinden imza inkârı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında, sonraki genel kanun olan HMK’nın 209. maddesi uygulanamaz. İmza itirazı, İİK’nun 170/1. maddesi uyarınca satıştan başka icra takip işlemlerini durdurmaz. Ancak icra mahkemesi, itirazla ilgili kararına kadar takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir.”

Karardan çıkan sonuç, imza itirazları konusunda HMK hükümlerine göre, başlamış olan icra takibinin durdurulmayacağıdır. İcra takibinin durmasına ancak icra mahkemesi karar verebilmektedir. Aynı kararın devamında imza itirazı dışında borca itirazlar varsa bu konuda nasıl bir yol izleneceğiyle ilgili olarak gidilen içtihat değişikliğine dikkat çekilmiştir. Buna göre;

“Sahtelik iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene dayanması halinde Dairemiz, İcra ve İflas Kanunu’nda bir düzenleme bulunmadığından HMK’nın 209. Maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken daha sonra içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki sahtelik iddiasının borca itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK madde 169/a’da düzenlenmiş olması nedeniyle HMK’nın 209. Maddesinin bu yönden de uygulama yerinin olmadığı görüşü benimsenmiştir.”

Özetleyecek olursak; bugün itibarıyla Yargıtay uygulamasında senedin sahteliği davalarıyla ilgili olarak HMK madde 209 hükmünün uygulanamayacağı kabul edilmektedir. Buna göre, kambiyo senetlerine haciz yoluyla takipte kambiyo senedi altındaki imzaya veya borca itirazın İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili 169 ve 170. maddelerine tabi olacaktır. Bunun anlamı, senetteki yazı veya imzaya itiraz edilmesinin, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip sürecinde satışa kadarki haciz, ödeme emri tebliği gibi işlemlere otomatikman engel olmamasıdır. İmza itirazı ya da borca itiraz, varsa hacizli malların sadece satışına engel olabilir. Ancak mahkeme karar verene dek icra takip işlemlerinin durdurulmasına karar verebilecektir.

Yargıtay kararı, HMK ve İİK arasında takip hukuku bakımından özel kanun-genel kanun ilişkisi olduğu kabulüne dayanmakta olup, doktrinde bu görüşün tersini savunan yazarlar da vardır. Her iki kanunun kendi düzenleme alanlarında genel kanun niteliğinde olduğunu savunan bu görüş sahipleri şu argümanları ortaya koymaktadır;

“HMK 209/1 hükmü, menfi tespit davalarını düzenleyen İİK madde 72 hükmü karşısında özel hüküm niteliğindedir. Zira, İİK madde 72’deki menfi tespit davası, icra takibine konu borcun sona erdiği iddiasıyla ve borcu sona erdiren her türlü sükut sebebine dayanarak açılabilir; oysa bu sebeplerden bir tanesi olan sahtelik iddiasının söz konusu olduğu durum kanun koyucu tarafından ayrılarak HMK madde 209’da özel olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla “o senet herhangi bir işleme esas alınamaz” hükmü kapsamına icra işlemleri de girmektedir ve icra işlemlerinin durdurulması için mahkemenin bir ihtiyati tedbir kararı vermesi de gerekmez. Bu durumda, icra takibine dayanak teşkil eden senedin iptali için sahtelik davası açıldığına veya sahtelik iddiasında bulunulduğuna dair belgenin icra dosyasına ibraz edilmesiyle takip olduğu yerde kanun gereği duracaktır.”[2]

Yargıtay uygulaması ihtiyati tedbir konusunda da bu görüşten ayrılmaktadır;

“İcra mahkemesince takibe konu alacakla ilgili bir karar verilmiş olması, aynı alacak hakkında genel mahkemelerde dava açılmasına engel oluşturmaz. Borçlunun sahtelik nedenine dayalı olarak açtığı menfi tespit davası, İİK’nın 72. maddesi kapsamında bir dava olup, anılan maddedeki usule göre mahkemeden alınacak ihtiyati tedbir kararı ile icra takibi durdurulabilir. Sahtelik nedeniyle açılan menfi tespit davası gibi, cumhuriyet savcılığına aynı nedenle yapılan şikayet ve ceza mahkemesinde açılan dava da kendiliğinden icra takibini durdurmaz ve bekletici mesele yapılamaz. Ancak cumhuriyet savcılığı veya ceza mahkemesi tarafından tedbir kararı verilmesi durumuna özgü olmak üzere icra takibi durdurulabilir.”[3]

Aynı kararda aşağıda tespitlere yer verilmiştir;

 “İcra ve İflas Hukuku, icra ve iflas takiplerinin usul hukuku niteliğindedir. Bu hukuk dalının amacı, bir yandan takip alacaklısının alacağına kavuşması için borçlu veya üçüncü kişilerin çıkarabilecekleri zorlukları ortadan kaldırmak, diğer yandan kötüniyetli takiplere karşı takip borçlusunun kendisini korumasını sağlayacak hukuki çareler bulmak, bu arada takipten etkilenen üçüncü kişilerin menfaatlerini korumak, takip işlemlerinin yapılması sırasında insan hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesini önlemektir. İcra iflas hukukunun en önemli kaynağı İcra ve İflas Kanunu olup, bu Kanun, icra ve iflas takibinden, tahsile kadar uygulanması gereken usul hükümlerini düzenlemektedir.

Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte, takibe konu kambiyo senedi altındaki imzaya itiraz, İİK’nın 170. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden, imza inkarı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında, sonraki genel kanun olan HMK’nın 209. maddesi uygulanamaz. İmza itirazı, İİK’nın 170/1. maddesi uyarınca satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz. Ancak icra mahkemesi itirazla ilgili kararına kadar takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir (İİK m. 170/2).Öte yandan sahtelik iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene (yazıda sahtelik) dayanması halinde Dairemiz, İcra ve İflas Kanunu’nda bir düzenleme bulunmadığından HMK’nun 209. maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken, daha sonra içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki sahtelik iddiasının borca itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK’nun 169/a maddesinde düzenlenmiş olması nedeniyle, HMK’nun 209. maddesinin bu yönden de uygulama yerinin olmadığı görüşü benimsenmiştir. İcra mahkemesi, önüne gelen itiraz ve şikayetleri, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen özel usul kurallarını uygulayarak takip hukuku bakımından kesin hükme bağladığından, anılan mahkemenin kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımaz. Bu nedenle borca veya imzaya itirazın incelenmesi sırasında sahtelik iddiasına dayalı olarak genel mahkemelerde açılan davaları bekletici mesele yapamayacağı gibi takibin durdurulmasına da karar veremez. Sadece İİK’nın 169/a-2. maddesi uyarınca itirazın esası hakkındaki kararına kadar icra takibinin muvakkaten durdurulmasına karar verebilir. Yukarıda açıklanan ilke ve kurallar ışığında, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesi, HMK’nun 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmaz.

Anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup, icra takibine etkisi yoktur.”

Sonuç

Sahte senet nedeniyle meydana gelen mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için senedin sahte olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi gerekmektedir. Bu konuda açılacak dava, otomatikman icra takibini durdurmayacaktır. Ancak hakim kararıyla icra takibinin geçici olarak durdurulması ihtimali bulunmaktadır.

Senedin sahteliğinin tespiti için daha fazla bilgi edinmek istemeniz halinde ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla.

Solmaz Hukuk ve Danışmanlık.

Referanslar

Timuçin Muşul, (2016),  İcra ve İflas Hukukunda Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Adalet Yayınevi, Ankara.

Talih Uyar/Alper Uyar/Cüneyt Uyar, (2015), Olumsuz(Menfi) Tespit ve Geri Alma(İstirdat) Davaları, Bilge Yayıncılık, Ankara, s.84-91.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/10540,  K.2015/20832.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5943 E., 2021/4502 K.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2015/1965 E., 2015/10281 K.

[1] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5943 E., 2021/4502 K.

[2] Talih Uyar/Alper Uyar/Cüneyt Uyar, (2015), Olumsuz(Menfi) Tespit ve Geri Alma(İstirdat) Davaları, Bilge Yayıncılık, Ankara, s.84-91.

[3] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2015/1965 E., 2015/10281 K.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir