Mirasın Reddedilmesi

Kendisine miras bırakılan veya yasal olarak bir kişinin mirasçısı olan kişiler, bu mirası kabul edip etmemekte özgürdür. Hiç kimsenin bir mirası kabul etmeye zorlanması mümkün değildir. Örneğin, kendisine kalan miras borçtan ibaret ise mirasçı bu mirası kabul etmek istemeyecektir. Mirasbırakan kişi ile arasındaki ilişkiler, kişisel sebepler veya kendisinin yerine bir başkasının mirası almasını isteyen kişiler kendilerine kalan mirası reddederek miras hakkından vazgeçebilirler. Mirası reddeden kişi mirasçılık sıfatını kaybedecek, artık miras haklarından yararlanması mümkün olmadığı gibi mirasta yer alan borçlarda da sorumlu olmayacaktır.

Mirasın reddedilmesi için belirli yasa süre içerisinde görevli ve yetkili mahkemeye başvurulması, mirasın reddedildiğinin geçerli bir beyanla mahkemeye bildirilmesi gerekmektedir.

Bu yazımızda mirasın reddi beyanının nasıl olması gerektiği, reddin hangi süre içerisinde ve hangi mahkemede yapılması gerektiğiyle ilgili en sık sorulan sorulara yanıt vermeye çalıştık.

1.    Hangi Durumlarda Mirasın Reddi Talep Edilir?

Mirasçı şayet kendisine kalan miras nedeniyle borç altına girecekse, mirasbırakanın malvarlığı bulunmamaktaysa mirasçı kendisine kalan mirası reddedebilir. Bunların haricinde tamamen kişisel sebeplerle de mirasın reddedilmesi mümkündür. Mirasçı mirası reddederken bir gerekçe belirtmek zorunda değildir. Herhangi bir sebep belirtmeksizin de mirasın reddedilmesi mümkündür. Burada bahsedilen durumlar mirasın mirasçının kendi iradesiyle mirası reddettiği durumlardır. Buna mirasın gerçek reddi adı verilmektedir. Bir de mirasın mirasçının iradesinden bağımsız olarak reddedilmiş sayıldığı durumlar vardır. Buna mirasın hükmen reddi denilir ve kanunda belirtilen şartların varlığı halinde mümkün olur. Aşağıda mirasın gerçek reddi ve hükmen reddi kısaca açıklanmıştır.

1.1.        Mirasın Gerçek Reddi

Mirasın tamamen mirasçıların kendi hür iradesiyle reddedildiği durum mirasın gerçek reddi olarak isimlendirilir. Mirasın gerçek reddinde mirasçıların mirası reddetmiş sayılmaları için mutlaka süresi içinde mirası reddettiklerine dair mahkemeye beyanda bulunmaları gerekmektedir. Yasal süre içerisinde mirası reddettiğini beyan etmeyen mirasçı kanunen mirasçı sıfatını alır ve mirası kabul etmiş sayılır.

1.2.        Mirasın Hükmen Reddi

Mirasçıların iradesinden bağımsız şekilde kanundan kaynaklanan bir karine sonucu mirası reddetmiş sayılmaları durumuna mirasın hükmen reddi adı verilmektedir. Hükmi reddin hangi hallerde gerçekleşeceği kanunda düzenlenmiştir. Hükmi ret durumunun gerçekleşmesi için mirasçıların ret beyanında bulunmaları gerekmez. Aksine, eğer ortada hükmen ret sebeplerinden biri varsa mirasçılar o mirası açıkça kabul ettiklerini beyan etmedikçe kanun gereği mirası reddetmiş sayılacaklardır.

Mirasın hükmen reddedilmiş sayılması için aranan şartlar TMK’nın 605/2. Maddesinde “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” şeklinde açıklanmıştır. Ödemeden acz hali ile kastedilen, mirasbırakan kişinin iflas etmiş olması veya iflas masası tarafından takibe geçilmiş olması ya da hakkında borç ödemeden acz vesikası bulunması olarak düşünülebilir. Bunun haricinde kanun koyucu borçlunun çevresi tarafından bilinen bir borç ödeme acziyetini de hükmen red sebebi olarak kabul etmiştir. Mahkemenin bu hususta araştırma yapması gerekecektir.

Hükmi ret her ne kadar kanun gereği gerçekleşse de mirasçılar tarafından bu hususta dava açılması ve mirasın reddinin hüküm altına alınması gereklidir.

2.    Miras Ne Zaman Reddedilmelidir?

Mirasın reddi ancak mirasbırakan kişinin ölmesinden sonraki bir zamanda mümkün olur. Müstakbel mirasçının mirasbırakan hayattayken onun mirasından red beyanıyla vazgeçmesi kabul edilmemiştir. Mirasçının mirasbırakanın ölümünden sonra kanunda öngörülen sürelerde mirası reddettiğini mahkemeye bildirmesi gereklidir. Aksi takdirde kanunda belirtilen hak düşürücü süreler geçirilmiş olduğundan ret beyanı kabul edilmez ve mirasçı mirası kabul etmiş sayılır.

TMK’nın 606. Maddesine göre “Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar. Bu hüküm gereği mirasbırakanın yasal mirasçılarının ölümü öğrendikleri günden itibaren 3 ay içinde mirası reddetmeleri gerekir. Şayet ölüm tarihinden sonraki bir zamanda ölümü öğrenmişlerse mahkemede bu hususun ispat edilmesi ve sürenin başlangıcının belirttikleri öğrenme tarihi olarak kabul edilmesini sağlamaları gereklidir. Atanmış mirasçılar mirasbırakanın yasal mirasçısı olmadıkları halde kendi iradesiyle mirasçı olmasını istediği kişiler olup, bunlar için mirası ret süresi kendilerine mirasçı olarak atandıklarının resmen bildirilmesinden itibaren başlayacaktır.

TMK’nın 607. Maddesinde terekenin yazımının istendiği hallere özgü bir süre daha öngörülmüştür. Buna göre, “Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.”

Bazı durumlarda mirasçılar mirasbırakanın mallarını ve borçlarını tam olarak bilmediklerinden terekenin yani malvarlığının resmi  defterinin tutulmasını isteyebilirler. Mahkemece mirasbırakanın haklarının ve borçlarının tespit edilmesinden sonra ortaya çıkacak tabloya göre mirası kabul veya reddetme yoluna gidebilirler. İşte bunun gibi mirasbırakanın terekesi için resmi defter tutulması halinde defterin incelenmesinden itibaren 1 aylık süre içerisinde mirasın reddedilmesi gereklidir.

3.    Mirası Ret Süresi Geçmişse Ne Olur?

Mirasın kanunda belirlenen hak düşürücü süreler içerisinde reddedilmesi gereklidir. Süreler kaçırıldığı takdirde miras artık reddedilemeyecektir. Ancak kanun koyucu bazı durumlarda mirası ret süresinin uzayabilmesine müsaade etmiştir. TMK’nın 615. Maddesine göre “Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir.” Burada bahsi geçen önemli sebepler, mirasçının ağır bir hastalıkla mücadele etmesi, yurtdışında bulunması ya da mirasbırakanın farklı ülkelerde mallarının bulunması gibi haklı sebepler olmalıdır. Elbette bu sebeplerin varlığı hususunun mahkemede ispat edilmesi gereklidir.

4.    Miras Nerede ve Nasıl Reddedilir?

Mirasın hangi mahkemede ve nasıl reddedileceği hususu TMK’nın 609. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, mirasın reddinin, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılması gereklidir. Gidilecek sulh mahkemesi mirasbırakanın ölmeden önceki son yerleşim yerinde bulunan sulh hukuk mahkemesi olmalıdır. Bu yetki kesin yetki olup başka bir mahkemeye beyanda bulunulması beklenen sonucu doğurmayacaktır. Aşağıda paylaşılan Yargıtay kararlarında mirası ret beyanının hangi mahkemeye yapılacağı hususu ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

“Dava, mirasın gerçek reddi isteğine ilişkindir.

Davacı murisi …’nın 25.07.2014 tarihinde öldüğünü, mirasını üç aylık yasal süre içerisinde kayıtsız ve şartsız reddettiğini açıklayarak mirasın reddi isteminin tespit ve tescilini talep ve dava etmiştir.

Toplanan deliller tüm dosya kapsamından davacının isteği; Türk Medeni Kanununun 605/1. maddesi uyarınca hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Mirasın gerçek reddinde, mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Böyle bir davada sulh hakiminin görevi, reddin süresinde olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığını incelemek, süre koşulu ile mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, Türk Medeni Kanununun 609. maddesi uyarınca red beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Bu nedenle, mirasın kayıtsız şartsız reddine ilişkin dilekçe sulh hakimine ulaştıktan sonra, davacının ayrıca duruşmaya gelmesine ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmadığı halde; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150. maddesi gereğince “davanın açılmamış sayılmasına” karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”[1]

“4721 sayılı TMK’nın 609. maddesinin dördüncü fıkrasında “Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu yasal düzenlemeye göre mirasın reddi istemi, mirasın açıldığı yerin sulh hukuk mahkemesinde mirasçı tarafından sözlü veya yazılı beyanla yapılabilir. Buradaki yetki kesin olup, miras bırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesi görevli ve yetkili mahkemedir.

Dosya kapsamındaki Bahçelievler … Polis Merkezi Amirliği tarafından yapılan kolluk araştırması sonucunda; müteveffa … isimli şahsın ölmeden önce “… Mahallesi, … sokak, … apartmanı Sitesi Blok No:… İç Kapı No:6 …/Antalya” adresinde ikamet ettiğinin bildirildiği anlaşıldığından uyuşmazlığın Antalya 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde çözümlenmesi gerekmektedir.”[2]

“Türk Medenî Kanununun 22. maddesi uyarınca bakım ve sağlık kurumuna konulmanın yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Dosya kapsamından mernis ölüm tutanağında müteveffanın ölüm yerinin okunamadığı, ikametgah bilgilerinde ise her ne kadar Basınsitesi Huzurevi yazsa da huzurevinde ölümünün gerçekleşip gerçekleşmediği, şayet ölümü huzurevinde gerçekleşmişse ilgili huzurevinde ne kadar zamandır kaldığı, aynı zamanda müteveffanın ilgili müdürlükte kalmadan önceki son ikametgah adresinin neresi olduğuna dair yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı tespit edilmiştir. Hal böyle olunca yukarıda izah edilen konularda gerekli incelemelerin yapılarak tutanak altına alınarak dosya arasına konulması, bundan sonra yargı yeri belirlenmesi amacıyla dosyanın gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE,..karar verilmiştir.”[3]

Mirasın gerçek reddi hususunda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi iken mirasın hükmen reddi konusunda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Aşağıdaki Yargıtay kararında da bu kurala dikkat çekilmiştir;

“Dava, mirasın hükmen reddinin tespiti istemine ilişkindir. Ölüm tarihinde miras bırakanın ölmeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras reddedilmiş sayılır. (TMK’nın 605/2. maddesi). Mirasçılar zımnen mirası kabul etmiş durumuna düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczini isteyebilir. Türk Medeni Kanununun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz. Bu davanın tereke alacaklılarına karşı açılması gerekir. (28.12.1942 tarihli 24/29 sayılı YİBK) Bu davada yetkili mahkeme ise alacaklıların davanın açıldığı zamandaki ikametgâhı mahkemesidir. Ayrıca TMK’nın Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğünün 39/2 fıkrası gereğince mirasın yetkisini içeren özel vekâletname sunulması zorunludur. TMK’nın 605/2 maddesi gereğince bu tür davalar için özel bir yetki belirlenmemiştir. O halde, kesin yetki söz konusu olmayıp, davanın HMK’nın 9. maddesindeki genel yetki kuralına göre belirlenmesi gerekmektedir. Bir başka anlatımla mirasın hükmen reddinin tespiti hakkındaki davalarda yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Aynı Kanun’un 14/1. maddesi ise, bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğunu hükme bağlamıştır. Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir. (HMK m. 19)

Somut olayda, alacaklısının … Bankası A.ş. … Şubesi , borçlusunun ise murislerinin olduğu icra takibi sebebiyle terekenin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddi davasının açıldığı , davalı tarafça kanuni süresinde ileri sürülmüş bir yetki itirazında bulunulduğu ve davalının yerleşim yerinin ” “… “ olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.”[4]

Mirası red beyanı kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Mirasta yer alan belli malların kabul edilip bazılarının kabul edilmemesi geçerli bir ret beyanı olmayacaktır. Aynı şekilde reddin bir başkasının mirası kabul etmesine veya reddetmesine bağlanması da mümkün değildir.

Sulh hâkimi, kendisine yapılan mirasın reddine ilişkin sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder. Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir.

5.    Mirasın Reddedilemeyeceği Haller Nelerdir?

Mirasın reddinin süresi içinde yapılması ve kayıtsız şartsız olması gereklidir. Mirasçının mirası reddedebilmesi için daha önce mirası kabul etmiş olmaması veya kabul ettiği izlenimi doğuracak işlem ve eylemlerde bulunmaması gereklidir. Örneğin mirasçı mirasbırakanın mallarından birini sahibi gibi alıp kullanmaya başlamışsa, yahut bunlarla ilgili kendisine ait olduğu iddiasıyla tenkis davası, miras sebebiyle istihkak davası, denkleştirme davası gibi davaları açmışsa, mirasbırakana ait mallardan gelir elde etmeye başlamışsa, örneğin kiraya vermişse bu durumlarda mirasçı mirası kabul etmiş gibi davranmaktadır. Bu durumda mirasçının mirası reddetmesi artık mümkün olmayacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus mirasçının kendi lehine mi yoksa malvarlığının yönetimi ve korunması için mi hareket ettiğinin tespiti gereklidir. Şayet mirasçının sadece malların değerini kaybetmemesi için birtakım önlemler almış ya da basit malvarlığı yönetimi işlerini yapmış ve bundan kendisine doğrudan bir menfaat sağlamamışsa bu takdirde mirası kabul ettiği ve artık reddedemeyeceği sonucu çıkarılamaz. Mahkeme bu hususta gerekli araştırmayı yaparak bir karara varacaktır.

6.    Mirasın Reddinin Sonuçları

Mirası reddeden kişinin mirasçı sıfatı sona erer. Mirasçı mirasbırakanın mirasından pay alamaz ve onun borçlarından da sorumlu olmaz. Ancak buna rağmen şayet mirasbırakan kişi mirası reddeden kişiye sağlığında vasiyetname ile örneğin bir mal bırakmışsa mirasçı mirası reddettiği halde bu malı alabilir.

Mirasın reddi beyanı ne zaman yapılmış olursa olsun geriye etkili şekilde mirasbırakanın ölümü anından itibaren hüküm ifade eder.

Mirası reddeden kişi bir yasal mirasçı ise miras reddeden mirasçının varsa çocuklarına geçecektir. Şayet çocukları yoksa mirası reddeden kişi, mal paylaşımında mirasbırakan kişiden önce ölmüş gibi kabul edilerek paylaşıma hiç dahil edilmeyecek, onun miras payı diğer mirasçılara geçecektir.

Mirası reddeden kişi bir atanmış mirasçı ise bu mirasçı miras paylaşımında mirasbırakandan önce ölmüş gibi kabul edilecek, payı diğer yasal mirasçılara geçecektir. Atanmış mirasçı mirası reddettiğinde bu miras payı kendisinin çocuğu olsa dahi ona geçmez. Zira bu durum yasal mirasçılıktan farklıdır.

Mirasbırakanın en yakın tüm yasal mirasçıları mirası reddetmişse veya mirasbırakanın tek bir yasal mirasçısı olup bu da mirası reddetmişse bu takdirde reddedilen miras sulh mahkemesi tarafından iflas hükümlerine göre resmi tasfiye yoluyla tasfiye edilecektir. Mirasbırakana ait tüm borçlar ödendikten sonra geriye bir şey kalırsa yine de mirası reddeden mirasçılar arasında bu değer paylaştırılır.

TMK’da özel olarak düzenlenen bir diğer durum mirasbırakanın eşi hayattayken altsoyun tamamının mirası reddetmiş olması halidir. Yani mirasbırakanın çocuklarının tamamı mirası reddetmişse bu durumda miras paylaşımının nasıl yapılması gerektiğine dair bir tespite yer verilmiştir. TMK’nın 613. Maddesine göre “Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.” Kanunkoyucu bu düzenlemeyle mirasın olabildiğince çekirdek aile içinde kalmasını tercih ettiğini göstermiştir.

Kanunda başka mirasçılar yararına mirasın reddedilmesi durumu da düzenlenmiştir. TMK’nın 614. Maddesinde mirasın başka mirasçılar yararına reddedilmesi halinde nasıl sonuçlar doğuracağına ilişkin şu bilgiler yer almaktadır; “Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.”

Sonuç

Mirasın reddi kurumu sayesinde kendisine kalan mirası çeşitli nedenlerle kabul etmek istemeyen kişinin bu mirası reddetmesi mümkün olmaktadır. Miras her ne kadar mirasbırakanın ölümüyle birlikte kendiliğinden yasal ve atanmış mirasçılara geçse de kanunda öngörülen süreler içerisinde mirasçılar mirası reddettiklerini mahkemeye bildirerek mirası kabul etmeyebilirler. Mirasın reddi halinde mirasçı artık mirasbırakana mirasçı olmaz; mirasından hak alamayacağı gibi borçlarından da sorumlu olmaz.

Mirasın reddi beyanının görevli ve yetkili mahkemeye ve süresi içinde yapılması önem arz etmektedir. Mirasın reddedilmesi için mirasçının mirası kabullendiğini gösteren eylem ve işlemlerden kaçınması, bu konuda gerektiğinde hukuksal yardım alması gereklidir. Özellikle bazı miras hukuku davalarının açılmış olması halinde mirasın reddedilemeyeceği hususunda dikkatli olunması gereklidir.

Mirasın hükmen reddi, gerçek ret durumuna göre daha teferruatlı ve ispat gerektiren bir olgudur. Mirasbırakanın borç ödemeden acz halinde olduğunun ispatı gereklidir.

Mirasın reddiyle ilgili konularda tüm soru ve sorunlarınız için ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla.

Solmaz Hukuk ve Danışmanlık Ekibi.

Referanslar

Bilge ÖZTAN, (2014), Miras Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, s.409-420.

Mustafa DURAL/Turgut ÖZ, (2012), Türk Özel Hukuku Cilt IV Miras Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, s.397-409.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2021/1635 E., 2021/3758 K.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/10449 E., 2021/14003 K.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/5414 E., 2021/9574 K.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/8683 E., 2021/13150 K.

[1] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2021/1635 E., 2021/3758 K.

[2]Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/10449 E., 2021/14003 K.

[3] Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/5414 E., 2021/9574 K.

[4]Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2021/8683 E., 2021/13150 K.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.