Borçlunun Elindeyken Haczedilen Mal Hakkında Açılan İstihkak Davaları

İstihkak davaları borçluya ait olmadığı halde haczedilen malın hacizden kurtarılması veya malın borçluya ait olduğu ispat edilerek haczin devamına yönelik açılan davalardır. Davayı kimin hangi amaçla açtığı malın kimin elindeyken haczedildiğine göre değişiklik göstermektedir. Borçluya ait olduğu düşünülerek haczedilen malın borçlunun nezdindeyken haczedilmesiyle, başka birinin elindeyken haczedilmesi sonucunda açılan istihkak davalarının tarafları ve ispat kuralları farklılık gösterir.

Bu bültende malın borçlunun elindeyken veya borçlu ile birlikte üçüncü kişinin elindeyken haczedilmesi konusu üzerinde durduk. Her iki durumun hukuksal sonuçları aynı olduğundan birlikte ele alınması konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

1.    Malın Borçlunun Elindeyken Haczedilmesi Hâlinde İstihkak Davası

Borçlunun hâkimiyeti altında bulunan taşınır malın haczedilmesi sırasında üçüncü kişi malın borçluya değil kendisine ait olduğunu ileri sürebilir. Üçüncü kişinin haczi öğrenmesinden itibaren 7 gün içinde ileri sürdüğü bu iddiaya istihkak iddiası adı verilir. Borçlu da malın kendisine değil üçüncü kişiye ait olduğunu ileri sürebilir. Her iki durumda da borçlunun elinde bulunmasına rağmen haczedilen malın aslında borçluya değil başka birine ait olması sebebiyle haczedilemeyeceği iddia edilmektedir.

Haciz esnasında veya haczin sonraki bir tarihte öğrenilmesi halinde bu tarihten itibaren 7 günlük sürede böyle bir istihkak iddiasında bulunulmuşsa; haczi yapan icra memuru bu istihkak iddiasını haciz tutanağına geçirir. Bunun akabinde icra müdürlüğü, üçüncü kişinin iddiasını alacaklı ve borçlu taraflara bildirir ve bu iddiaya itirazları varsa üç gün içerisinde sunmaları gerektiğini ihtar eder. Alacaklı ve borçlu bu süre içinde itiraz etmezlerse, istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar ve haczedilen malın üçüncü kişiye ait olduğunu kabul etmiş olurlar. Böyle bir durumda mal üzerine konulan haciz kalkar ancak rehin hakkı iddia edildiyse, mal üçüncü kişinin rehin hakkıyla birlikte haczedilmiş sayılır.

Alacaklı veya borçlu icra müdürlüğünün verdiği üç günlük sürede itiraz ederlerse, icra memuru dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi öncelikle takibin devamı veya ertelenmesi yönünde bir karar verir. Ertelenmesine karar verirse üçüncü kişiden teminat alınır.

Bu şekilde gerçekleşen istihkak prosedürü neticesinde, icra mahkemesinin takibin ertelenmesi veya devamı kararı kendisine tebliğ edilen üçüncü kişi, 7 günlük süre içerisinde aynı mahkemede istihkak davası açabilir. Malın borçlu elindeyken haczedilmesi halinde üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması halinde görüldüğü üzere davacı taraf üçüncü kişidir. Bu davada üçüncü kişi, malın kendisine ait olduğunu, bir sebepten haciz esnasında borçlunun elinde bulunduğunu iddia ve ispat ederek malı üzerindeki haczin kaldırılmasına çalışır. Bu davada mal borçlunun elindeyken haczedildiği için mülkiyet karinesi borçlu ve dolayısıyla alacaklı lehinedir. Zira mal borçluya it kabul edilmektedir ve dolayısıyla borçlunun borcu için satılabilir ve alacaklının alacağı bu paradan ödenebilir. Bu durum aslında temelde eşya hukukunun taşınırlara ilişkin mülkiyet karinesi hükümlerine dayanmaktadır. Bir taşınır malın sahibi kural olarak onu elinde bulunduran kişidir, yani o mala zilyet olan kişidir. Hayatın olağan akışı da bu kabulü gerektirir. Bu karinenin aksinin ispat edilmesi ise ancak güçlü ve inandırıcı deliller gösterilmesiyle mümkün olur. Bir sonraki başlıkta borçlu yararına görülen bu mülkiyet karinesi ve karinenin nasıl çürütülmesi gerektiğine dair ayrıntılı açıklamalara ve yargı kararı örneklerine yer verilmiştir.

2.    Malın Borçlu ile Birlikte Üçüncü Kişinin Elindeyken Haczedilmesi Hâlinde İstihkak Davası

İİK 97/a maddesinde malın borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde bulundurması halinde yapılan hacizde istihkak iddiası ve istihkak davası düzenlenmiştir. Malın borçlu ile üçüncü kişi elinde olması demek, borçlu ile birlikte oturulan aile üyeleriyle beraber elinde bulundurması veya aynı işyerinde ortağıyla birlikte mallar üzerinde fiilî egemenlik kurmaları halinde mal üçüncü kişi ile borçlunun elinde sayılır. Ancak bir şirket ortağının şahsi borcu nedeniyle şirket tüzel kişiliğine ait malın haczedilmesi halinde bu malı borçlu ile şirketin birlikte elinde bulundurduğu kabul edilemez.

Borçlu ile üçüncü kişiler taşınırı birlikte elinde bulunduruyorsa mal borçlu elindeymiş gibi işlem yapılır. Burada alacaklı yararına bir düzenleme söz konusu olup, malın mülkiyeti borçluya ait sayılır ve haciz yapılır. Bu karinenin istisnası ise trafik siciline kayıtlı araçların haczinde görülür. Kara taşıt araçları için bu karine çalışmayacaktır (İİK m97/a, KTK. M.20).

Alacaklı yararına öngörülen bu karinenin aksini üçüncü kişi ispat etmelidir. Üçüncü kişi malı nasıl elde ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukukî ve fiilî sebep ve olayları göstererek ispatlayabilir.  Daha açık anlatımla, üçüncü kişi, malı hangi tarihte ve nasıl satın aldığını, o tarihte malı satın alabilecek güce sahip olduğunu, malı hangi sebeple borçluyla birlikte elinde bulundurduğunu kanıtlamak durumundadır. Örneğin; malı kendi evinde kullanmak için aldığını fakat o gün komşusunun ihtiyacı olduğu için ona ödünç verdiğini öne sürmesi mümkündür. İspat için tanık da dahil olmak üzere her türlü delil kullanılabilir. Fakat davacının mahkemeye sunduğu delillerin inandırıcı olması, mahkemede kanaat uyandıracak yeterlilikte olması ve hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar güçlü olması gerekir. Yargıtay, hacze yakın tarihlerde düzenlenen faturaları alacaklıdan mal kaçırma amacıyla temin edilmiş saymaktadır. Yine takipten sonra düzenlenen faturalar ve vergi kaydı da ispat için yeterli görülmez. Kısacası, haciz tarihine yakın tarihlerde düzenlenen belgeler ispat için elverişli olmayacaktır. Aşağıda konuyla ilgili Yargıtay kararlarından örneklere yer verilmiştir.

Davacı ile borçlu anne-oğul olup aynı evde kalmaktadır. Haciz davacı üçüncü kişi ile borçlunun birlikte oturdukları evde gerçekleştirildiğinden İİK m. 97/a gereği mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksinin güçlü delillerle kanıtlanması her zaman olanaklıdır. Hacizde buzdolabı haczedilip muhafaza altına alınmıştır. Haczedilen ve muhafaza altına alınan buzdolabından sonra satın alındığı fatura ile belgelenen buzdolabının mülkiyeti davacı anneye aittir”.[1]

“Davalı üçüncü kişi şirket borcun doğumundan kısa bir süre önce borçlunun eski çalışanları tarafından kurulmuştur. Haciz mahallinde borçluya ait kolilerin bulunduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu koşullarda İİK’nın 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün sehven İİK madde 99 uygulaması ispat yükünün yer değiştirmesi sonucunu doğurmaz.[2]

Şirket tüzel kişiliği ile şirket ortağı arasındaki ilişkiye değinilen bir başka kararında Yargıtay şu şekilde karar vermiştir;

Davalı borçlu, davacı şirketin ortağı ise de bonoda borçlunun adresi şirketin faaliyet adresi dışında başka bir yer gözükmektedir. Haciz şirket adresinde yapılmış olup ödeme emri burada tebliğ edilmemiştir. Mülkiyet karinesi davacı yararınadır.

Limited şirketin ortaklarından ayrı ve bağımsız tüzel kişiliği olduğundan malları, alacakları ve hakları ortaklara değil tüzel kişilere aittir. Ortakların dahi şirket malvarlığı üzerinde hak iddia edemeyeceklerine göre alacaklıların böyle bir iddia ile işlem yapmaları olanaksızdır. Takip dayanağı bononun davacı şirketi borçlandıran hukuki bir ilişkiden doğduğu alacaklı tarafından da ispat edilemediğinden davanın kabulüyle haczin kaldırılması gerekmektedir.”[3]

Bir diğer kararda, üçüncü kişi şirket ile borçlu arasında “organik bağ” bulunması, daha açık anlatımla resmî bir ilişki bulunmasa da faaliyetleri ve kişisel ilişkileri itibarıyla şirket ve borçlunun yakın irtibat halinde oldukları gerekçesiyle istihkak davasının reddi yönünde hüküm kurulmuştur;

Haciz borçlu şirkete ödeme emri tebliğ edilen adreste ve şirket temsilcisi huzurunda yapılmıştır. Davacı üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket kurucu ortakları aynı kişilerdir. Makine kira sözleşmesi haciz tarihini kapsamadığı gibi iki şirket arasındaki bağlantı nedeniyle her zaman düzenlenmesi mümkündür. Yasal karinenin aksi ispat edilemediğinden davanın reddi gerekir.”[4]

Aynı konuda verilen bir başka kararda;

Borçlunun görünüşte şirketle hukuki bir bağı gözükmüyorsa da şirketin gizli ortağı olduğu şirket faaliyetlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Borç ilk bakışta şahsi kredi kartı harcaması gibi gözüküyorsa da harcamaların sıklıkla üçüncü kişi konumundaki şirketin faaliyet alanıyla ilgili yüklü miktarlı harcamalar olduğu görülmektedir. Bu nedenle hacizli malların davacı ile borçlunun birlikte elinde bulundurdukları ve dolayısıyla mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı lehine olduğu kabul edilmelidir. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir. Davacı tarafından ibraz edilen ve borcun doğum tarihinden sonraki tarihleri içeren vergi kaydı ve faturalarla yasal mülkiyet karinesinin aksinin kesin ve güçlü delillerle ispat edildiğinden söz edilemez.”[5]

Sonuç

Mal borçlunun elindeyken haczedilmişse o malın sahibinin borçlu olduğu kabul edileceğinden istihkak davasında borçlu avantajlı konumdadır. Malın borçluya değil de kendisine ait olduğunu ispat etmeye çalışan üçüncü kişinin bu davada güçlü ve inandırıcı deliller göstermesi gerekmektedir. Alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla borçlunun malın kendisine ait olmadığını iddia etmesi veya borçlu dışında bir üçüncü kişinin borçluya bu konuda yardım ve yataklık etmek için gerçeğe aykırı şekilde malın kendisine ait olduğunu iddia etmesi durumunda, borçlu ile üçüncü kişi arasında bir bağlantı, bir yakın ilişki veya ortaklık olduğu gibi bir hususun tespit edilmesi halinde ise karine tersine dönmektedir. Artık bu noktadan sonra borçlu ve üçüncü kişinin güçlü deliller göstererek malın üçüncü kişiye ait olduğunu ispat etmeleri gerekecektir.

İstihkak davalarında karinelerin çürütülmesi ve ispat faaliyeti uzmanlık gerektirmektedir. Oldukça teknik bir dava olması nedeniyle profesyonel hukuksal yardım alınması davanın sonucunu olumlu anlamda etkileyecektir.

Konuyla ilgili hukuksal soru ve sorunlarınızla ilgili ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

Solmaz Hukuk ve Danışmanlık Ekibi.

Referanslar

GÜNEREN, Ali, (2014), İcra ve İflâs Hukukunda İstihkak Davaları, Yetkin Yayıncılık, Ankara, 3. Baskı.

ASLAN, Kudret, (2005), Hacizde İstihkak Davası, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk (Medenî Usul Ve İcra–İflâs Hukuku) Anabilim Dalı, Ankara.

Yargıtay HGK, 04.10.2006, 21/618-618.

Yargıtay 17. HD, 01.10.2012, 9304-10317.

Yargıtay 17. HD, 30.01.2012, 2011/11712-746.

Yargıtay 17. HD, 26.12.2011, 9216-12912.

Yargıtay 17. HD, 10.10.2011, 6777-8896.

[1] Yargıtay HGK, 04.10.2006, 21/618-618.

[2] Yargıtay 17. HD, 01.10.2012, 9304-10317.

[3] Yargıtay 17. HD, 30.01.2012, 2011/11712-746.

[4] Yargıtay 17. HD, 26.12.2011, 9216-12912.

[5] Yargıtay 17. HD, 10.10.2011, 6777-8896.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir