Türk Ceza Kanunu Ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Değişiklik Yapıldı

 

Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunlarında önemli değişiklikler yapan torba yasa Resmî Gazete’de yayımlandı. Yeni kanunda adli kontrol süreleri, tutuklama sebepleri ve kararları ile bu kararlara itiraz edilecek merciler hakkında değişiklikler öngören düzenlemeler yapılmasının yanı sıra, seri muhakeme hükümleri ile bazı suçların daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerine eklemeler yapılmıştır. Söz konusu değişikliklerin yer aldığı 7331 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 08.07.2021 tarihinde kabul edilerek, 14 Temmuz 2021 tarih ve 31541 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Kanun maddelerinin yürürlük tarihi olarak CMK’nın 110 ve 268. Maddesinde yapılan değişiklikler için 1/1/2022 tarihi; 44, 176 ve 233. Maddelerinde yapılan değişiklikler için 1/9/2021 tarihi ve diğer maddeler için ise yayım tarihi olan 14.07.2021 tarihi işaret edildi.

Torba yasanın ceza hukuku alanında getirdiği değişiklik ve yeniliklerden ana başlıklar ise şöyle;

Türk Ceza Kanunu Değişiklikleri

 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinde yer alan kasten öldürme suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerine “kişinin boşandığı eşini öldürmesi” hali de eklenmiştir. 86. maddede yer alan kasten öldürme suçu, 96. maddesinde yer alan eziyet suçu, 109. Maddesinde yer alan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu konusunda da aynı yönde değişiklik yapılmıştır. Her dört maddenin eski hâli, kişinin sadece evli olduğu eşini öldürmesi ya da yaralaması durumunda daha ağır ceza verilmesini öngörmekteydi. Yeni durumda boşanılan eşe karşı öldürme ve yaralama suçlarının işlenmesi sanığa daha ağır ceza verilmesini gerektirmektedir.

Tutuklama Sebepleri Ve Tutukluluk Kararları Hakkındaki Değişiklikler

CMK’nın 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “hususunda” ibaresinden sonra gelmek üzere “somut delillere dayanan” ibaresi eklenmiştir. Maddenin eski hâlinde bazı suçların işlendiği yönünde sadece “kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı, tutuklama nedeni olarak kabul edilmekteydi. Değişiklikle birlikte tutuklama nedeninin var olduğunun kabul edilebilmesi için “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin aranması öngörülmektedir. Bundan böyle kasten öldürme, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, işkence, silahla işlenmiş kasten yaralama, hırsızlık, yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının sanık/şüpheli tarafından işlendiği yönünde kuvvetli şüphe sebepleri bulunsa dahi, bu hususta somut deliller bulunmadan doğrudan tutuklama kararı verilemeyecektir.

Adlî Kontrol Ve Süreleri Hakkındaki Değişiklikler

 

CMK’nın 101 inci maddesinin ikinci fıkrasına “d) Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını,” ibaresi eklenmiştir. Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hâkim tarafından artık adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmek zorundadır.

CMK’nın 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “bu madde hükümleri,” ibaresi “bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri,” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye şu fıkra eklenmiştir.“(4) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.”

Adli kontrol sürelerine tutuklama sürelerinde olduğu gibi üst sınırlar getirilmiştir. CMK’nın 110 uncu maddesinden sonra gelmek üzere, “Adli kontrol altında geçecek süre ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıl olarak belirlenmiştir. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilecektir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi ise en çok üç yıl olabilecek, bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilecektir. Uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemeyecektir. Öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanacaktır.

 

Yargısal Prosedür Ve Yetkiye İlişkin Değişiklikler

 

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK), Davaya bakmaya yetkili mahkemeleri düzenleyen 12. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir;

“(6) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının ya da banka veya kredi kartlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen suçlarda mağdurun yerleşim yeri mahkemeleri de yetkilidir.”

CMK’nın 44. maddesinin birinci fıkrasına şu cümle eklenmiştir. “Zorla getirme kararı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin dosyada bulunması hâlinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de tanığa bildirilir.

CMK’nın 94. maddesine “(3) ifadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan ve belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişinin serbest bırakılması, Cumhuriyet savcısı tarafından emredilebilir. Bu hüküm her yakalama emri için ancak bir kez uygulanabilir. Taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye, yakalama emrinin düzenlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk lirası idari para cezası verilir.” İbaresi eklenmiştir.

CMK’nın soruşturma veya kovuşturma esnasında elde edilen iletişim içeriklerinin yok edilmesi hakkındaki 137. maddesinin dördüncü fıkrasına “soruşturma” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kovuşturma” ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “Başsavcılığı,” ibaresi “başsavcılığı veya mahkeme,” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye şu ibare eklenmiştir. “Beraat kararı verilmesi durumunda da tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar, hâkim denetimi altında aynı usulle yok edilir.”

CMK’nın iddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması hakkındaki maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ayrıca, iddianameye ilişkin bilgiler ve duruşma tarihi; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin dosyada bulunması hâlinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de bildirilir, ancak çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar bu durumda uygulanmaz.”

CMK’nın 268 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. İtirazı incelemeye yetkili mercilerin farklı olduğu hâllerde, itirazların gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği tarafından gerekli tedbirler alınır. Sulh ceza hâkimliği işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir.”

Bu hüküm 01.01.2022 tarihinde yürürlüğe girecek olup bu tarihe kadar yine sulh ceza hakimliği kararlarına yapılan itirazları o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimlik tarafından; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimlik tarafından; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenmeye devam edilecektir. İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da aynı usul uygulanacaktır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleme yetkisine sahip olamaz.

 

Seri Muhakeme Usulü İle İlgili Değişiklikler

CMK’da seri muhakeme usulünü düzenleyen maddede değişiklik yapılmıştır. maddesinin dördüncü fıkrasına “temel cezadan” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan” ibaresi eklenmiştir.

Aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan “şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda” ibaresi “şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda” şeklinde güncellenmiştir. Maddede aşağıdaki şekilde değişiklikler yapılmıştır;

“Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanunu’nun 50. ve 51. maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.”

“Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz.”

“Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler.”

CMK’nın 251. maddesinin birinci fıkrasına, iddianamenin kabulünden sonra duruşma günü belirlendikten sonra basit yargılama usulü uygulanmaz.” ibaresi eklenmiştir.

Sonuç Ve Değerlendirme

Torba yasa Türk ceza hukuku alanında önemli değişiklikler getirmektedir. Özellikle adli kontrol ve tutuklama hükümlerinde hayli değişiklik yapılmıştır. Bu konuda yapılan değişikliklerde öncelikle tutuklama kararı verilmesinin daha sıkı şartlara bağlanmaya çalışıldığı, adli kontrol halinin ise süreyle sınırlanmaya çalışıldığı göze çarpmaktadır. Bu sayede ceza hukuku alanında tutuksuz yargılamanın esas tutuklu yargılamanın ise istisnai olma özelliği pekiştirilmiş, insan hakları içerisinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve masumiyet karinesi lehine bir tavır benimsenmiştir. Bu durumun hukuk devleti ve insan hakları anlamında olumlu bir gelişme olmasının yanı sıra, özellikle tutuklama sebebinin varlığı için cinsel saldırı, cinsel istismar gibi suçlarda “somut delil” aranmasının, bu türden suçlarda somut delillerin elde edilmesinin ekseriyet güç olması sebebiyle, tutuklu yargılamayı oldukça zorlaştıracağı ve neticede soruşturma/kovuşturmanın sağlıklı yürütümünü ve adil şekilde sonuçlandırılmasını akamete uğratabileceği düşünülmektedir.

Ülkemizin gündemden düşmeyen konularından biri olan ve çoğunlukla kadın eşin boşanma sonrası erkek eş tarafından öldürülmesi, yaralanması, eziyete maruz kalması veya hürriyetinden yoksun bırakılması hallerinde sanığın daha fazla ceza almasını öngören değişiklikler yapılmıştır. Bu konularla ilgili haklı olarak gelişen hassasiyet ve kamuoyunun etkisiyle değişiklik yapılması önemli bir gelişmedir. Her ne kadar ceza miktarı arttırılarak caydırıcılık konusunda daha etkili sonuçlar alınması yönünde beklentiler bulunsa da ne yazık ki arzu edilen sonuca sadece bu yolla ulaşılmasının mümkün olmayacağı bir gerçekliktir. Diğer yandan ceza hukukunun amacı suçluları cezalandırmak olmadığından, suçun işlenmesini önlemeye yönelik çalışmalara ağırlık verilmesi daha anlamlı ve kalıcı sonuçlar için kaçınılmazdır.

Tutukluluk ve adli kontrol kararlarıyla ilgili itirazların, kararı veren mahkemeyle aynı seviyede olan bir diğer hakimlik yerine, daha geniş yetkiye sahip kurumsal bir mahkeme olan asliye ceza mahkemeleri/ağır ceza mahkemesi başkanı tarafından incelenmesi kanun yoluna başvuru hakkını da içeren adil yargılanma hakkı bakımından olumlu bir gelişmedir.

Değişikliklerin insan hakları ideali, kamu düzeni ve toplum barışına hizmet etmesi temennisiyle.

Solmaz Hukuk ve Danışmanlık Ekibi.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir