DEVLETE VEYA KAMU KURUMLARINA KARŞI AÇILAN TAZMİNAT DAVALARI:TAM YARGI DAVASI

Devlet organları veya kamu kurumları, aldıkları kararlar, yaptıkları işlemler veya kamu hizmeti yaparken yürüttükleri faaliyetler esnasında kişilere maddi zararlar verebilmektedir. Örneğin, sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü devlet hastanelerinde çalışan kamu personelinin verdiği zararlar, karayolları, su işleri belediyeler tarafından yürütülen hizmetlerde gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle uğranana zaralar, terör olaylarında uğranan zaralar, askeri faaliyetler sırasında meydana gelen patlama nedeniyle ortaya çıkan bedensel zararlar gibi çok çeşitli sebep ve gerekçelerle ortaya çıkan bu zararların Devlet veya sorumlu idari makam tarafından tazmin edilmesi gerekmektedir. anayasamızın 125 ila 129. maddeleri hükümleri ve hukuk devleti ilkesi gereği, devletin eylem ve işlemleriyle kişilere verdiği zararı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. İdare mahkemelerinde açılan ve bir tür tazminat davası olan tam yargı davaları, söz konusu zararın idari makamlardan talep edilmesi amacına hizmet eder.

Bu bültende, tam yargı davalarının açılması ve yürütülmesiyle ilgili genel kurallar açıklanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: tam yargı davası, idare hukuku, Danıştay, idare mahkemeleri, tamzinat davası, maddi tazminat davası, manevi tazminat davası, ölüm ve bedensel zarar, çalışma gücünün kaybıi tedavi giderleri, hizmet kusuru, idari işlem, idari eylem, sosyal risk, fedakarlığın denkleştirilmesi, hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi, hizmetin hiç işlememesi, kusursuz sorumluluk, idari dava.

1.     Tam Yargı Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

Tam yargı davaları devletin veya diğer kamu kurumlarının işlemleri veya eylemleri nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kişiler tarafından bu zararların tazmin edilmesi talebiyle açılan davalardır. İdari yargıda açılan iki dava türünden biridir. Bu davalarda parasal(maddi) bir hüküm verilmektedir.

Tam yargı davalarında idarenin haksız eyleminden veya işleminden zarar gören kişi, bu zararının karşılanmasını ve hukuka aykırı işlemin yürütülmesinin durdurulmasını isteyebilir. Meydana gelen zararın, hukuka aykırı eylemden önceki hale getirilmesini veya doğrudan zararın tazminini talep edebilir.

2.     Tam Yargı Davaları Hangi Mahkemelerde Açılır?

Tam yargı davaları uyuşmazlık konusuna göre, idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri veya Danıştay’da açılabilir. Danıştay’ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı istisnai davalar ve vergi mahkemesinin görevine giren davalar hariç, tam yargı davalarınıngörüm ve çözüm yeri idare mahkemeleridir.

Yetkili mahkeme ise, zararı doğuran idari eylem veya işlemi gerçekleştiren idari makamın bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak zararın idarenin bir hareketinden bir fiilinden doğduğu durumlarda birden fazla yetkili mahkeme olduğundan bunlardan herhangi birinde dava açma imkanı bulunmaktadır. bunlar;

İdari eylem bir bayındırlık, ulaştırma gibi bir idari eylemden doğmuşsa hizmetin görüldüğü yer mahkemesi ve zararın doğduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Sair hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesi de yetkili olur.

3.     Tam Yargı Davası Nasıl Açılır?

Tam yargı davaları tüm davalar gibi görevli ve yetkili mahkemeye hitaben yazılmış usul ve şekil kurallarına uygun dilekçelerle açılmaktadır. Ancak burada tam yargı davasının bir idari işlem kaynaklı mı yoksa bir idari eylem kaynaklı mı olduğu önemlidir. Çünkü zarar eğer bir idari eylemden kaynaklanmışsa, dava açamadan önce idari makama başvurularak bir “ön karar” alınması gerekmektedir. bu davalar bakımından sorumlu idareye başvurularak zararın tazminin öncelikle bu kurumlardan istenmesi dava şartıdır. Aksi takdirde  idari merci tecavüzü gerekçesiyle dosya idari makama gönderilir ve dava bir süre kesintiye uğrar.

4.     Tam Yargı Davalarında Süre

Tam yargı davaları da genel dava açma süresi olan 60 günük sürede açılmalıdır. 60 günlük sürenin nasıl hesaplanması gerektiği ise her zaman tartışmalı olan bir konudur. Çünkü idari işlem kaynaklı davalarda dava açma süresi idari işlemin ilgiliye tebliğinden veya ilanından sonra işlemeye başlar ve tespiti kolaydır. Oysa ki idari eylemlerde zararı doğuran eylem her zaman eş zamanlı şekilde ortaya zararlı sonuç çıkarmaz. Bazen idari eylemden kaynaklanan zarar çok sonra ortaya çıkabilir. Örneğin, bir devlet hastanesinde ameliyat edilen kişide, bu ameliyat kaynaklı bir hata sonucu sonradan bir sakatlık veya sair hastalık baş gösetermişse, dava açma süresinin bu hastalık veya sakatlığın devlet hastanesi/veya burada çalışan sağlık personeli hatasından ileri geldiğini ispat eden rapor tarhinden başlatmak gerekir.

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

Buradaki idarenin cevap süresi olan 60 günlük sürenin yakın zamanda 30 güne indirilmesi beklenmektedir.

Tam yargı davaları öncesinde aynı olayla ilgili açılmış olan bir iptal davasının sonuçlanmasının ardından da açılabilir. Bundan başka aynı olay veya işlemden kaynaklanan iptal davasıyla birlikte tam yargı davası da aynı dilekçede ileri sürülebilir.

5.     Tam Yargı Davasında Neler İleri Sürülür?

Tam yargı davasında idarenin bir eyle veya işleminden kaynaklanan bir zarara uğrandığı ileri sürülmektedir. Üstelik her zaman idarenin kusurlu bir davranışı sonucu zararın ortaya çıkmış olması da şart değildir. Bazı durumlarda idarenin hiç kusuru olmasa bile, idari işlem veya eyleminden kaynaklanan zararı ödemesi gerekir. idarenin verdiği zararı aşağıdaki sebeplerden birine dayandırarak tam yargı davası açmak mümkündür;

5.1.          İdarenin Hizmet Kusuru Nedeniyle Tam Yargı Davası Açılması

İdarenin hizmet kusuru nedeniyle tam yargı davası açılabilmesi için, idarenin üstlendiği kamu hizmetini ya hiç yerine getirmemiş olması, ya geç yerine getirmiş olması ya da kötü bir şekilde yerine getirmiş olması gerekir. yani idarenin kamu hizmetini yerine getirmekte gecikmesi, zamanında müdahale etmemesi, savsaklaması, ihmalkâr davranması veya hizmeti kötü sunması halinde idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu oldğu kabul edilir. Örneğin bir ambulansın geç gelmesi sonucu hastanın ölmesi, idarenin kazdığı çukurun içine gerekli önelmelerin alınmaması sonucu bir çocuğun düşerek yaralanması, devlet hastanesinde yanlış teşhis veya tedavi sonucu hastanın bedensel zarara uğraması, idarenin yol yapımında hata yapması nedeniyle yolun çökmesi ve kazaların olması halinde uğranan zararlar gibi çok çeşitli hizmet kusurları vardır.

Hizmet kusuruna dayanan tam yargı davalarında, idarenin haksız bir eylem veya işlem yaptığını ve bu işlem veya eylemden doğan zararla idarenin işlem veya eylemi arasında nedensellik bağı olması gerekmektedir. aynı zamanda idarenin ksurulu olduğunun da ispat edilmesi gerekmektedir.

5.2.          İdarenin Kusursuz Sorumlu Olduğu Haller

Kamu idarelerine karşı sadece kusurlu oldukları durumlarda değil, eylem veya işlemde hiçbir kusurları bulunmasa bile tam yargı davaları açılabilir. Hukukumuzda kusursuz sorumluluk halleri içtihatlarla gelişmiştir. Kusursuz sorumluluk halleri meslekî risk, sosyal risk gibi sebeplere dayanabilmektedir. Örneğin; idarenin yaptığı iş veya eylemin başlı başına tehlike arz etmesi halinde, idare kusuru olmasa bile bu idari eylemden kaynaklanan zararı karşılmalarıdır. Bir polis veya askerin mesleği risk taşıdığından, tatbikatlar vb. sırasında uğranan zaralardan devlet kusuru olmasa da sorumlu tutulur. Aynı şekilde terör olaylarınde evi kundaklanan, arabası zarar gören kişi de idarenin kusurlu olduğunu ispat etmesine lüzum kalmadan mahkemede tam yargı davası öne sürüp tazminat alabilir.

Aşağıda tam yargı davalarıyla ilgili birkaç Danıştay kararına yer verilmiştir;

İdarenin hukuki sorumluluğunun kabulü için, kusursuz sorumluluğa ilişkin istisna halleri dışında, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin, kötü işlemesi, geç işlemesi yada hiç işlememesi sebeplerinden birisiyle kusurlandırılmış olması gerekmektedir. Hizmet kusuru, iradi bir işlem yada eylemden kaynaklanabileceği gibi, idarenin dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden ve ihmalinden de kaynaklanabilir. Yine zarar ile idari eylem veya işlem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekmektedir.


Uyuşmazlık konusu bölgede genel hayatı etkileyecek nitelikteki heyelanın varlığına ilişkin bilimsel raporlarda ifade edilen ve idarelerin bilgisinde olan jeolojik veriler dikkate alınmadan alan planlamaya konu edilip arsa üretilerek üzerinde yapılaşmaların gerçekleştirilmesine imkan sağlandığı şartlar altında taşınmaz edinen kişilerin, bölgenin sonradan afet bölgesi ilan edilerek yapı ve ikamete yasaklanan bölgede heyelan sonucu oturulamaz hale gelen yapının can ve mal emniyetini korumak açısından tahliye edilerek yıkılması ile oluşan gerçek zararının, … Belediyesinin yanısıra afet mevzuatı ile imar mevzuatı açısından görev üstlenen … Bakanlığı (… Bakanlığı) ile … Büyükşehir Belediye Başkanlığının hizmet kusurları nedeniyle tazmini gerekmektedir.”[1]

“Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.


İdari işlemler, idari makamların idari işlevleriyle ilgili ve kamu gücüne dayanarak kamu hukuku alanında tesis ettikleri tek yanlı, doğrudan uygulanabilir nitelikte ve ilgililerin hukuki durumlarını etkileyen hukuki tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.


Genel anlamı ile tam yargı davaları ise, idarenin işlem veya eyleminden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu durumda; davalılardan savunma alınması suretiyle, uğranıldığı iddia edilen zararların idari işlemden mi yahut idari eylemden mi kaynaklandığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya konularak, söz konusu zararların idari işlemden kaynaklandığının tespit edilmesi halinde; hak arama hürriyeti kapsamında idari işlemin muhatabına tebliğ edilip edilmediğinin irdelenmesi yahut Mahkeme kararında belirtildiği gibi davacıların yıkım işleminden yıkım tarihinde haberdar olduğu kabul edilecek olursa, bu durumda, ilgilinin hakkında tesis edilen işlemin içeriğinden nasıl haberdar olduğunun açıkça ortaya konularak, buna göre karar verilmesi gerekirken, delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde ve irdelenmesinde gerekli inceleme yapılmadan, salt davacıların yıkım tarihinde yıkım işleminden haberdar olduğu, bu tarihten itibaren dava açma süresi içeresinde dava açılmadığı gerekçesiyle, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi nedeniyle, eksik inceleme ile hüküm verildiği sonucuna ulaşıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.[2]


“İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmına yönelik yapılan temyiz incelemesinde:
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte olup; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.


Olayda, uyuşmazlığın maddi tazminata ilişkin kısmı çözümlendikten sonra ortaya çıkacak hukuki durum gözetilerek hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tespit edilen yapı ruhsatları ve imar planına dayanılarak inşa edilen sekiz katlı yapının, villayı kullananların villadan beklediği rahatlık, huzur, sessizlik ve açık alanlardan yararlanma özgürlüğü gibi manevi menfaatleri elde edememesi, günlük yaşamı zorlaştıran sıkıntılar doğurması gibi etkenler dikkate alınarak manevi tazminat isteminin yeniden bir karara bağlanması gerekmektedir. [3]

Maddi zararlar, mala veya şahsa verilen zararlardır. Şahsa verilen zararlar ise, bedensel (cismani) zararlar olabileceği gibi, destekten yoksun kalma sonucunda oluşan zararlarda olduğu gibi ölüme bağlı zararlar da olabilmektedir.

Davacı tarafından, bedensel zarara uğranıldığı ileri sürülerek temyiz istemine konu kararın verildiği dava açılmıştır.


Bedensel zararlar ise, tedavi giderleri, çalışma gücünün azalması ve yok olması (işgücü kaybı, fonksiyon kaybı, efor kaybı), bakıcı ücreti, ekonomik geleceğin zorlaşması gibi bir çok biçimde ortaya çıkabilmektedir.

Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sol gözünden katarakt ameliyatı olduğu, aynı gün hastaneden taburcu olduğu, ertesi gün gözünde şiddetli ağrı, yanma, kaşınma ve batma şikayetiyle tekrar aynı hastaneye başvurduğu, ameliyat edilen gözün enfeksiyon kaptığından bahisle …Hastanesine sevk edildiği, davacının 12.1.2011-31.1.2011 tarihleri arasında …Üniversitesi Hastanesi Göz Servisinde tedavi olduğu, davacıya endoftalmi tanısı konulduğu ve görme yetisini tamamen kaybettiğinin belirlendiği, davacı vekilinin 11.4.2011 tarihli başvuru dilekçesiyle …Dr. … Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan tedavi sırasında hizmet kusuru işlendiğinden bahisle 50.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 300.000,00 TL tazminatın ödenmesinin istenildiği, davalı idarenin 3.6.2011 tarih ve 24814 sayılı işlemi ile başvurunun reddi üzerine 8.8.2011 tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, idare mahkemesince davacının maddi tazminat isteminin ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de; davalı idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle davacının görme yeteneğini kaybettiğinden vucut kayıp oranı tespit edildikten sonra vücut kayıp oranı dikkate

alınarak hesaplanacak işgücü kaybına bağlı maddi zararının ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.[4]

SONUÇ

Tam yargı davaları idare hukukuna özgü tazminat davalarıdır. Bir kamu kurum veya kuruluşunun örneğin bir bakanlığın, genel müdürlüğün(karayolları, emniyet, devlet su işleri), valiliğin, kaymakamlığın veya bir belediyenin bir işlemi veya eylemi nedeniyle kişileri maddi veya manevi kayba uğratmış olması halinde tam yargı davaları açılmaktadır. Açılan davayla uğranan zararların nakden devletçe veya sorumlu idari organ tarafından tazmin edilmesi, malvarlığının eski hale getirilmesi sağlanabilir. Tam yargı davalarında idari karar veya eylemden bir zararın doğduğu konusundaki nedensellik bağlantısını ispta yükü davayı açan kişiye düşmektedir. Dava açma sürelerinin hesaplanması ve ispat kurallarının özellik arz etmesi nedeniyle tam yargı davaları konusunda profesyonel hukuki yardım alınması tavsiye edilir. Aksi halde basit hatalardan dolayı davaların reddedildiği ve neticede kişilerin mağdur olduğuna tanık olunmaktadır.

Konuyla ilgili soru ve sorunlarınız için Solmaz Hukuk ve Danışmanlık Ekibinin uzman hukukçu kadrosundan yardım alabilirsiniz.

Saygılarımızla

REFERANSLAR

AKYILMAZ, Bahtiyar/SEZGİNER, Murat/KAYA, Cemil, Türk İdare Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009.

ATAY, Ener Ethem, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, 2009.

İSTEK, Ahmet, Tam Yargı Davalarında Maddi Tazminat, Adalet Yayınevi, 2017.

Danıştay 15. Daire Başkanlığı, 2015/4315E, 2016/806K.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı, 2020/10000 E., 2020/12992 K.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı, 2016/5781 E.,  2020/12711 K.


[1] Danıştay 6. Daire Başkanlığı, 2020/10000 E., 2020/12992 K.

[3] Danıştay 6. Daire Başkanlığı, 2016/5781 E.,  2020/12711 K.

[4]Danıştay 15. Daire Başkanlığı, 2015/4315E, 2016/806K.