BORÇLUNUN İTİRAZIYLA DURAN İCRA TAKİBİNE DEVAM ETMENİN YOLU: İTİRAZIN İPTALİ DAVASI

Bir alacak hakkına sahip olan kişi borçludan bunu bir an önce tahsil etmek ihtiyacındadır. Bunun için icra dairesinden icra takibi başlatarak alacağını elde etmeye çalışır. Alacaklının elinde bulunan ve alacak hakkını ispatlayan belgelere göre başlatabileceği birkaç icra takibi yolu vardır;

  • Eğer alacaklının elinde alacak hakkını ispatlayan bir mahkeme kararı ya da bu kuvette bir belge varsa ilamlı icra takibi yapar. 
  • Yine, elinde kambiyo senetlerinden biri olan çek, bono gibi bir senet bulunan alacaklı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip yapabilir. 
  • Alacağı rehin hakkıyla güvenceye alınmış kişi de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yolunu seçmek durumundadır.

Ancak alacaklının elinde alacaklı olduğunu ispat eden bu belgelerden hiçbiri olmayabilir. Bu durumda alacaklının başvurabileceği tek takip yolu bir ilamsız icra türü olan genel haciz yoluyla takiptir. Bu takip yolunda, alacaklının basit bir alacak iddiasına dayanarak takip başlatmış olması nedeniyle borçlu tarafın eli daha güçlüdür. Çünkü alacaklının başlattığı takibi borçlu itiraz ederek durdurabilir. Üstelik itirazının sebebini veya borçlu olmadığını ispat etmesi dahi gerekmez. 

Borçlunun itirazı üzerine duran takibe devam edebilmek ve alacağına kavuşabilmek için alacaklının icra hukukuna özgü bir dava olan itirazın iptali davasını açması ve kazanması gerekir. Alacaklı bu dava ile hem alacağını elde edebilecek hem de ek olarak borçludan tazminat alabilecektir. Borçlu ise bu davada yapacağı savunma ile takibin iptalini ve borçlu olmadığının tespitini sağlayabilecek; buna ek olarak alacaklıdan kötüniyet tazminatı alabilecektir.

Bu bültende, itirazın iptali davası ile ilgili en önemli hususları ve sürecin ilerleyişini adım adım ve anlaşılır şekilde sizlerle paylaşmaktayız.

Anahtar Kelimeler: İtiraz, İtirazın İptali, İlamsız İcra, Genel Haciz Yoluyla Takip, İcra İnkat Tazminatı, Kötüniyet Tazminatı, Borca İtiraz, Menfi Tespit Davası.

  1. İtirazın İptali Davasını Kim Açar?

İtirazın iptali davasını, takip talebiyle alacak hakkını borçludan talep eden alacaklı taraf açar. Yani takip talebinde alacaklı olarak görünen kişi bu davanın davacı tarafıdır. Alacaklı bir şahıs veya şirket olabilir.

  1. İtirazın İptali Davası Kime Karşı Açılır?

İtirazın iptali davası, hakkında icra takibi başlatılmış olan borçlu kişiye karşı açılır. Takip prosedüründe borçlu olan kişi bu davanın davalısı konumundadır.

  1. İtirazın İptali Davasında Davacı Hangi Taleplerde Bulunabilir?

İtirazın İptali davası ile alacaklı, borçlunun itirazıyla duran takibe devam edebilmek için borçlunun yapmış olduğu bu itirazın iptal edilmesini talep eder. Davanın esas konusu ve amacı budur. Ancak itirazın iptali davası sonucunda verilen hükümle aynı zamanda, davacının takip talebinde belirttiği miktar kadar alacaklı olduğu da ispatlanmış olur.

Bu davada alacaklı, borçlunun haksız veya sebepsiz yere itirazda bulunarak takip sürecini duraklattığı gerekçesiyle borçludan icra inkar tazminatı adı altında bir tazminat da talep edebilir. Bu tazminatın miktarı alacağın en az %20’si kadardır.

Yine, borçlu da yapacağı savunmada, alacaklının haksız yere ve kötüniyetle, aslında alacağı olmamasına rağmen kendisine karşı icra takibi başlattığını iddia ve ispat etmek şartıyla alacaklıdan kötüniyet tazminatı isteyebilecektir.

  1. İtirazın İptali Davası Ne Zaman Açılmalıdır?

Borçlunun itirazıyla duran icra takibine devam edebilmek için süresi içinde itirazın iptali davası açılmalıdır. Alacaklı itirazın iptali davasını 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açmalıdır. Bu bir yıllık sürenin başlangıcı, borçlunun itirazının kendisine(yani alacaklıya) tebliğ edildiği tarihtir. Alacaklıya borçlunun itirazının tebliğinden itibaren bir yıllık sürede açılmayan dava itirazın iptali davası olmaz ve aynı sonuçları doğurmaz. Örneğin takibin devamını sağlamaz, sadece basit bir alacak davası gibi işlem görür. 

Alacaklıya borçlunun itirazı tebliğ edilmemişse, takip düşmediği sürece itirazın iptali davası açılması mümkündür.

Gecikmiş itiraz yapılmış ve daha önceden borçlunun malları haczedilmişse, mazeretin kabulü tarhinden itibaren 7 gün içinde itirazın iptali davası açılması gerekir.

İhityati haczin uygulanmasından sonra, süresinde başlatılan genel haciz yoluyla takipte ödeme emrine itiraz edilirse, alacaklının, tirazın tebliği tarhinden itibaren 7 gün içinde itirazın iptali davası açması gerekir. Bu son iki hususta davanın 7 gün içinde açılması, haczedilmiş malların hacizlerinin kalkmaması bakımından önemlidir.

  1. İtirazın İptali Davası Hangi Durumlarda Açılır?

Alacaklının itirazın iptali davası açabilmesi için;

  • Öncelikle geçerli bir icra takibi yapmış olması gerekir. İcra takibi tekip ehliyetinin yokluğu ya da süre gibi sebeplerle geçersiz bir takip olmamalıdır.
  • Takip yolu, genel haciz yoluyla veya ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi olmalıdır. Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takiplerde, borçlunun itirazı icra takibini durdurmaz. Dolayısıyla, itirazın iptali davası açılmasına da gerek kalmaz. 
  • Borçlu icra takibine tamamen veya kısmen itiraz etmiş olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken konulardan biri, borçlu eğer ödeme emrindeki borcun bir kısmına itiraz etmişse bunu ayrıca ve açıkça itirazında belirtmelidir. Eğer itiraz ettiği kısmın miktarını belirtmezse, hiç itiraz etmemiş sayılır. Bu durumda da itirazın iptali davası açılamaz.
  • Borçlu, borca veya imzaya itiraz etmiş olmalıdır. Eğer borçlu sadece yetki, derdestlik veya kesin hüküm gibi borçla doğrudan ilgisi olmayan şeyleri gerekçe göstererek itirazda bulunmuşsa, itirazın iptali davası açılamaz. Böyle durumlarda gidilebilecek tek yol icra mahkemelerinde itirazın kaldırılması prosedürünün işletilmesidir. Borçlu, borca itirazla birlikte yetki, derdestlik vb usuli itirazlarda da bulunmuşsa itirazın iptali davası açılabilir. Önemli olan borca itiraz edilmiş olmasıdır.
  1. İtirazın İptali Davası Hangi Mahkemelerde Açılır?

İtirazın iptali davası, tahmin edilenin aksine icra mahkemelerinde görülmemektedir. İtirazın iptali davalarında genel mahkemeler görevlidir. Yani, takip konusu alacağın türüne ve hangi ilişkiden kaynaklandığına göre davanın açılacağı mahkeme de değişecektir. Örneğin;

  • ticari uyuşmazlıklarla ilgili takiplerde itirazın iptali davası asliye ticaret mahkemelerinde,
  • kira sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarla ilgili takiplerde sulh hukuk mahkemeleri;
  • iş mahkemelerinin görevine giren alacaklarla ilgili(örneğin işçi maaşları, kıdem tazminatı alacağı gibi) takiplerle ilgili açılacak davalarda iş mahkemeleri;
  • marka hakkından kaynaklanan alacaklarda fikri ve sınai haklar mahkemesi;
  • tüketici hukukundan kaynaklanan alacaklarda tüketici mahkemeleri;
  • bunlar dışında kalan alacaklarla ilgili takiplerden kaynaklanan itirazın iptali davalarında ise asliye hukuk mahkemeleri davanın açılacağı mahkemelerdir.

Davanın görevli mahkemede açılmaması itirazın iptali davasının usulden reddedilmesine neden olur. Bu nedenle davanın hangi mahkemede açılması gerektiği konusunda avukatınızdan bilgi ve danışmanlık almanız önemlidir. 

  1. İtirazın İptali Davasında Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?

İtirazın iptali davasında yetkili mahkeme genel yetki kurallarına göre belirlenir. Bu husus oldukça detaylı olup her davada değişkenlik göstereceği için , avukatlarımızdan yardım almanızı tavsiye ederiz.

Eğer borçlu ödeme emrine yaptığı itirazda borca itirazına ek olarak icra dairesinin de yetkisiz olduğu itirazında bulunmuşsa, bu durumda mahkeme itirazın iptali davasında önce bu konuyu inceleyip karara bağlayacaktır. Mahkeme icra dairesinin yetkisiz olduğuna karar verirse, itirazın iptali davasını usulden reddedecektir.

  1. İcra İnkar Tazminatı Nedir ve Şartları Nelerdir?

İcra inkar tazminatı, borçlunun aslında boçlu olduğu bir borca, haksız ve sebepsiz yere itiraz ederek hakkındaki icra takibini etkisiz veya sonuçsuz bırakmaya çalışması nedeniyle ödemeye mahkum edildiği bir tazminattır. Daha önce de ifade edildiği gibi borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazla icra takibi durur, alacaklı takibe devam edip borçlunun mallarını haczettiremez. Alacaklı da mecburen itirazın iptali davası açıp takibe devam edilmesi için uğraşmak zorunda kalır. İşte alacaklının katlandığı bu külfetlerin bir karşılığı ve boçlunun haksız itirazı nedeniyle alacaklıyı zor durumda bırakmasının bir cezası olarak icra inkar tazminatı ödemesi gerekir. Bu tazminat türü sadece icra hukukuna özgüdür. Teknik anlamda bir tazminat olarak değerlendirilemez. Çünkü klasik bir tazminatta olduğu gibi, borçlunun ksurulu olması ve alacaklıya zarar vermesi aranmaz.

İcra inkâr tazminatı, hüküm altına alınan alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz (İİK m. 67/2).

İtirazın iptali davası açan ve kazanan herkes otomatikmen borçludan icra inkar tazminatı almaya da hak kazanmaz. Alacaklının icra inkar tazminatı alabilmesi için bazı şartların varlığı aranır. Bunlar;

  • Öncelikle alacaklı mutlaka icra inkar tazminatı talebinde bulunmalıdır. Alacaklı talep etmediyse, mahkeme kendiliğinden bu tazminatın ödenmesine karar veremez. Bu talebin dilekçeler aşamasında dava dilekçesi veya cevaba cevap dilekçesiyle ileri sürülmesi gerekir. Aksi takdirde davanın devamında ileri sürülebilmesi ancak ıslah yoluyla mümkün olur.
  • İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, geçerli bir icra takibi bulunmalı ve borçlu ödeme emrine haksız yere itiraz etmiş olmalıdır. Borçlunun haksız itirazından anlaşılması gereken, borçlunun borçlu olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği halde itiraz etmiş olması değildir. Yani itirazın kötüniyetli olması şart değildir. Ancak eğer yasal temsilci(veli, vasi, veya kayyım gibi) itirazda bulunmuşsa bunların kötüniyetli olduklarının ispatı da aranır. Bu özel hal dışında, dava sonunda borçlunun borçlu olduğu anlaşılmışsa, bu durum borçlunun itirazının haksız olduğuna ve takibi gereksiz yere sürüncemede bıraktığına karar verilmesi için yeterli görülür ve icra inkar tazminatı ödemesine karar verilir.
  • İtirazın iptali davasına konu edilen alacak likit olmalıdır. Likit alacak, miktarı borçlu tarafından bilinen veya kolay bir hesaplamayla bilinebilecek bir para alacağıdır. Borçlunun borca haksız yere itiraz ettiğinin veya alacaklının kötüniyetle takip yaptığının ispatlanabilmesi alacağın miktarının belli ya da belirlenebilir nitelikte olmasına bağlıdır. Borç/alacak belli miktarda olmalı ki, borç ya da alacak miktarı bilinmesine rağmen borçlunun haksız yere borca itiraz ettiği veya alacaklının kötüniyetle icra takibi başlattığı ispat edilebilsin. Aşağıda Yargıtay kararlarına konu olmuş örneklerle likit alacak olarak kabul edilen veya edilmeyen alacaklar detaylı incelenmiştir.
  1. Likit Alacak Kavramı

Borçlu borcunun ne miktar borçlu olduğunu tespit edebiliyorsa veya tespit edebilmesk için gerekli bilgi ve belgelere sahipse, alacak/borç belli ve likit sayılır. Borç tutarı kolayca ve objektif olarak hesaplanabiliyorsa borçlu bunu bilebilecek durumda kabul edilir ve borçlu  borca itiraz etmekte haksız sayılır. Ancak alacağın miktarı bir yargılama esnasında ve bilirkişi marifetiyle tespit edilecekse alacak likit değildir.

Faiz alacakları likit sayılmayabilir. Çünkü ülkemizdeki enflasyonist etkiler sebebiyle faiz oranları değişkenlik gösterebilmektedir. Yargılama esnasında bilirkişi incelemesiyle miktarı belirlenebilecek faiz likit kabul edilmez. Borçlu da böyle bir faize itiraz etmekte haksız kabul edilemez. Unsurları belirlenmiş faiz alacakları ise likit kabul edilir.

Satın aldığı mal bedeli belli ve borçlu tarafından bilindiğinden satın aldığı mal bedelinin ödenmemesi nedeniyle girişilen icra takibinde alacak likit sayılır.

Haksız fiilden kaynaklanana borçlarda ve tazminat davalarında, genellikle alacak miktarının belirlenmesi bir yargılama faaliyeti ve bilirkişi incelemesi neticesinde belirlendiğinden bu alacaklar likit sayılmaz.

Borcun miktarının belirlenmesi alacaklının elindeki belgelerle mümkünse ve takip sürecinde borçlu alacaklının elindeki bu belgelere erişemeden ödeme emerine itiraz etmişse alacak likit sayılmaz. 

Ortaklık payı tutarı, ancak yargılama neticesinde belirleneceğinden alacak likit sayılmaz. 

Takip talebinde istenen miktarla, yargılama sonucunda ödenmesine hükmedilen miktarın farklı ve takip talebindeki miktardan daha az olması, alacak tutarının ancak yargılama faaliyeti sonrasında belirlenebileceğine kanıttır ve böylesi bir alacak likit değildir.

Yargıtay kararlarında likit olduğu kabul edilen alacaklardan bazıları; Faturadan kaynaklanan alacak, cari hesap alacağı, kira alacağı ve fer’ileri, banka hesabından yapılan kesintiye ilişkin alacak, kredi kartı borcundan doğan alacak ve fer’ileri, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak, işçi istihdam sözleşmesinden kaynaklanan alacak, bonoya dayalı alacak, abonelik ilişkisinden kaynaklanan alacak, elektrik tüketiminden kaynaklanan alacak, cezai şart alacağı, ödünç sözleşmesinden kaynaklanan alacak, açık hesap ilişkisinden kaynaklanan alacak, kurucu hisse senedi sahibinin kar payı alacağı, tüketici kredisinden kaynaklanan alacak, kıdem tazminatı alacağı, ihbar tazminatı alacağı, konaklama hizmetinden kaynaklanan alacak.

Yargıtay tarafından likit olarak kabul edilmeyen alacak türlerinden bazıları; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak, kaçak doğalgaz, elektirk, su kullanımından kaynaklanan alacaklar, iş kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi tazminat, ecrimisil tazminatı, munzam zarar alacağı.

Özetlemek gerekirse, alacağın/borcun likit olması halinde icra inkar tazminatına hükmedilebilirken alacak likit değilse icra inkar tazminatına hak kazanılamaz.

  1. Kötüniyet Tazminatı Nedir ve Şartları Nelerdir?

İtirazın iptali davasında haklı çıkan alacaklı borçludan icra inkar tazminatı talep edebildiği gibi, borçlu bu davada haklı çıkarsa alacaklıdan kötüniyet tazminatı talep edebilir. Ancak alacaklının kötüniyet tazminatı ödemesine karar verilebilmesi için alacaklının hem haksız yere icra takibi başlatmış olması hem de bu takibi başlatmakta kötüniyetli olmalıdır. Yani alacaklının aslında alacaklı olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu takibi başlatmış olması gerekir. Örneğin, alacağı kendisine tamemen ödendiği halde borçluya karşı takip başlatan kişi kötüniyetlidir ve kötüniyet tazminatı ödemelidir. Ancak alacaklının sadece davada haksız bulunmuş olması yani alacağını ispat edememiş olması onun kötüniyetli olduğunu göstermez.

Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesine dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı ile davalı arasında sözleşme olduğu sabittir. Davacının alacağını ispat edememesi kötü niyetli olduğunun ispatı için yeterli olmayıp kötü niyetli olduğuna dair dosyada bir belge bulunmadığından mahkemece davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.”

  1. İtirazın İptali Davasında İspat Kuralları Nelerdir?

İtirazın iptali davasında alacaklı genel ispat kurallarına göre alacağını ispat edebilir. İİK madde 68/b anlamında bir belgeyle ispat şart değildir.

İtirazın iptali davasında ispat yükü bir alacak hakkı olduğunu iddia eden alacaklı üzerindedir. Alacaklı bu davayı kazanmak için alacak hakkını ispat etmelidir. Ancak davanın gidişatına göre ve borçlunun öne süreceği iddialar sonucu ispat yükü yer değiştirebilir. Örneğin; borçlu borcun var olduğunu ancak tamamen ödenmiş olduğunu iddia ederse bu iddiasını kendisi ispat etmelidir.

“..davalının davaya ve takibe konu faturaya itiraz için gönderdiği noter ihtarnamesinde fatura bedelini ödediğini bildirdiği, fatura içeriğine itiraz etmediği, buna göre davalının borcu ödediğini ispat etmesi gerektiği, davacıya çek verildiğine dair bir kayıt bulunmadığı gibi davalının ödeme iddiasını yazılı delille ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne itirazın iptali ile takibin …işleyecek avans faizi ile birlikte devamına, %20 icra inkar tazminatının davalı tarafından davacıya ödenmesine..”

Bu davada borçlu ödeme emrine yaptığı itirazda öne sürdüğü itiraz sebepleriyle bağlı değildir. Bu iddialarını değiştirebilir veya yepyeni iddialar ve belgeler ileri sürebilir. Bütün bunları dilekçeler aşamasında serbestçe ileri sürebilir.

Alacaklı ise takip talebinde dayanmış olduğu belgelerden başka ve yeni belgeleri ileri sürerek alacağını ispat edemez. Çünkü itirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı bir davadır. Alacaklı icra takibi yaparken öne sürmediği bir belgeye dayanarak itirazın iptali davası açamaz. 

  1. İtirazın İptali Davasında Delillerin Değerlendirilmesi

Faturanın delil olması: alacaklı itirazın iptali davasını bir faturaya dayanarak açmışsa, bu faturaya dayanarak itirazın iptali davasının kazanılabilmesi için borçlunun ticari defter kayıtlarında da faturanın yer alması veya faturanın delil olarak kabul edilebilmesi için diğer şartların gerçekleşmiş olması gerekir. bu şartlar mevcutsa itirazın iptaline karar verilebilir. Aksi takdirde alacaklının kendi kendine bir fatura düzenleyip borçluya göndermesi tek başına aradaki sözleşme ilişkisini de borcu da ispat edemez.

Dava faturaya dayalı ilamsız takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı tarafından tanzim edilen 2 adet animasyon hizmet satış faturası davalı tarafından defterlere kaydedilmeden geri iade edilmiştir. Faturaya konu hizmetin sunulup sunulmadığına ilişkin ispat yükümlülüğünün davacı alacaklı üzerinde olduğu gözetilmeden, ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”

Senetlerin delil olması: hukukumuzda senetler adi senetler ve resmi senetler olarak ikiye ayrılır. Resmi senetler düzenlenmesine noter gibi bir resmi memurun da katıldığı senetlerdir. Bu senetlerin altındaki imza inkar edilemez; ancak işleme katılan memurun da taraf olarak taraf gösterildiği bir senedin sahteliğinin tespiti davasıyla senedin geçersizliği ispatlanabilir. Bono, çek gibi kambiyo senetleri ile bir borcu olduğuna dair borçlunun ikrarda bulunup imzasını attığı yazılı belgeler adi senet olarak kabul edilir. Adi senetler altındaki imzayı borçlu inkar edebilir. Bu durumda mahkeme tarafından imza incelemesi yapılacak ve bu süreçte söz konusu senede hiçbir işlemde itibar edilmeyecektir.

Genel ispat kuralları gereği belli bir mablağı aşan alacakların mutlaka senetle ispatı gerekir. 2021 yılı için 4.888,128 TL’yi aşan her alacak senetle ispatlanmak zorundadır;tanıkla ispat yasaktır.

Senet aslının borçlu tarafın elinde olması borcun ödendiğine karine teşkil eder.

Ticari defterlerin delil olması: ticari defterlerin sahibi lehine delil olması için, usulüne uygun ve eksikszi şekilde tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve her iki tarafın ticari defterlerindeki kayıtların birbirini doğruluyor olması şarttır. Usule uygun tutulmayan bir defterdeki kayıtlar ancak sahibi aleyhine delil olabilir. ticari defterlere delil olarak dayanıldığı zaman her iki tarafın ticari defterlerinin bilirkişi incelemesine tabi tutulması gerekir. Bu konuda detaylı bilgi için “Faturanın Hukuki İşlevi, İspat Gücü ve Faturaya İtiraz” konulu makalemizi inceleyebilirsiniz.

Havale Makbuzu: havale makbuzunun üzerindeki açıklamaya itibar edilir. Havale makbuzunda paranın borç olarak gönderildiği açıklaması varsa, ispat yükü parayı alana geçer;parayı borç olarak almadığını ispat etmesi gerekir. havale makbuzu üzerinde herhangi bir açıklama yoksa, havalenin mevcut bir parayı ödemek amaçlı yapıldığı kabul edilir. Havale konusu parayı bir ödeme olarak değil borç olarak gönderdiğini gönderen tarafın ispat etmesi gerekir. Genel kural, karinenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla gönderildiğidir. Eğer davanın tarafları tacirse, bu durumun aksini yazılı delillerle ispatlamak zorundadır.

  1. İtirazın İptali-Menfi Tespit Davası Arasındaki Derdestlik/Kesin Hüküm İlşkisi

İtirazın iptali davası ile menfi tespit davası arasında yakın bir ilişki vardır. Çünkü bu iki davanın temelindeki ilişki aynı olup, sadece tarafları yer değiştirmektedir. İtirazın iptali davasıyla alacaklı, alacak hakkını ispat etmek isterken, menfi tespit davası ile borçlu borcunun olmadığını ispat etmek istemektedir.Daha açık anlatımla, itirazın iptali davasının davacısı olan alacaklı, menfi tespit davasının davalısıdır. 

Derdestlik, açılmış ve hala görülmekte olan bir davanın tekrar dava konusu edilememesidir. İki davanın tarafları, davanın konusu ve sebepleri aynı ise derdestlik durumu ortaya çıkar ve açılan ikinci davanın reddi gerekir.

Kesin hüküm ise, daha önce aynı davanın açılmış ve kesin hükme bağlanmış olması halidir. Daha önce kesin hükme bağlanmış tarafları, konusu ve sebepleri aynı olan bir dava yeniden açılamaz. Açılsa bile reddi gerekir.

İşte, borçlu aynı ilişkiden kaynaklanan bir borcu olmadığını ispat etmek için menfi tespit davası açmışken alacaklı da alacağını elde etmek için itirazın iptali davası açmış olabilir. Bu davaları karşılıklı olarak birbirlerinden farklı zamanlarda açmış olacaklardır. Bu durumda bu iki davanın derdestlik ve kesin hüküm bakımından birbirlerini ne yönde etkileyecekleri sorunu ortaya çıkar. Bu sorunun çözümü için Yargıtay’ın getirdiği çözüm, hangi davanın daha önce açıldığına göre değişkenlik gösterir.

  • Alacaklının itirazın iptali davasından sonra açılan menfi tespit davasında borçlunun hukuki yararı olmadığı kabul edilmektedir. Borçlu, savunmalarını kendisine karşı açılmış itirazın iptali davası içinde yapabilecek durumdadır ve borçlu olmadığını tespit ettirmek için yeni bir dava açmasına gerek yoktur. Çünki itirazın iptaliyle aynı zamanda alacağın var olup olmadığı da hüküm altına alınmaktadır. Dolayısıyla iki dava arasında derdestlik durumu ortaya çıkar ve menfi tespit davasının reddi gerekir.

Davacı şirketin davalı aleyhine başlattığı ilamsız icra takibine itiraz üzerine itirazın iptali davası açıldıktan sonra davalı yanca aynı ticari ilişkiye ve delillere dayanarak borçlu olmadığını ileri sürerek karşı dava yoluyla menfi tespit davası açmıştır. Hukuki yarar, dava şartı olup, mahkemece resen nazara alınması gerekir. Menfi tespit davasında ileri sürülen iddialar itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebileceğinden borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından mahkemece bu yön gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.”

  • Borçlu bir menfi tespit davası açmışken alacaklının bu davadan sonra aynı alacak için bir itirazın iptali davası açması durumunda ise alacaklının hukuki yararı olduğu kabul edilir. Çünkü alacaklı, mevcut menfi tespit davasının sonucunda, borçlunun itirazı üzerine duran takibe devam edemez. Bunu yapabilmek için itirazın iptali davası açması şarttır. Ancak bu davalarda temelde aynı ilişkinin veya alacağın var olup olmadığı yargılamaya konu olacağı için bu iki davanın ayrı ayrı yürütülmesi ve aynı alacakla ilgili birbirinden farklı kararlar çıkması olasılığı gündeme gelir. Bu nedenle de bu iki davanın birleştirilmesi veya davalardan birinin bekletici sorun yapılması gerekir. davalardan hangisi önce sonuçlanırsa diğer dava bakımından hem bir kesin delil hem de bir kesin hüküm teşkil edecektir.

Peki bu davalardan biri diğerinden önce açılmış ve sonuçlanmışsa nasıl bir yol izlenecektir?

  • Aynı borçla ilgli daha önce bir menfi tespit davası açılmış ve sonuçlanmışsa davanın sonucuna göre iki farklı durum ortaya çıkar; menfi tespit davası borçlu lehine sonuçlanmış ve dava kabul edilmişse, bu durumda itirazın iptali davası açılamaz; açılsa da usulden reddedilir. Çünkü oratada bir kesin hüküm vardır ve kesin hükmün yokluğu bir dava şartıdır.
  • Menfi tespit davası reddedilmişse, bu hüküm açılan itirazın iptali davasında kesin delil teşkil eder; yani hakim bu davanın sonucuna uygun bir karar vermekle yükümlüdür. Kısacası her iki taraf için değişen hiçbir şey olmayacaktır.
  • İtirazın iptali davasının daha önce açılmış ve görülmüş olması durumunda ise dava ister kabul edilsin ister reddedilmiş olsun, kesinleşen hüküm sonradan boçlunun açacağı menfi tespit davasının görülmesine engel olur. Kesin hüküm teşkil eder ve esasen borçlunun bu davayı açmakta da bir hukuki yararı yoktur.
  1. İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takibin Devamı İçin Açılan İtirazın İptali Davası

Rehnin(ipoteğin) paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takiplerde de borçlunun itirazıyla takip durmaktadır. Takibe devam edebilmek için alacaklının itirazın iptali davası açması gerekir. Ancak bu davada özellik arz eden bir durum vardır. ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçilebilmesi için öncelikle ipotekli taşınmazın sahibi olan kişiye muacceliyet ihtarı gönderilmesi gerekir. Bu ihtar yapılmamışsa icra takibinin haber alınmış olamayacağı gerekçesiyle açılan itirazın iptali davası dava şartı yokluğundan reddedilecektir.

“..ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takibe geçmeden önce ipotek borçlusuna ve asıl borçluya muacceliyet ihtarı göndermesi ve gönderilen bu ihtarın da tebliğ edilmiş olması gerekmektedir. Bu husus takip şartıdır. Bu şart gerçekleşmeden başlatılan bir takibinin usule uygun bir takip olduğu söylenemez… Usulüne uygun başlatılmış bir takibin bulunması da itirazın iptali davasının şartı olduğundan, asıl davanın dava şartı yokluğundan reddi gerekirken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

  1. İtirazın İptali Davasının Reddedilmesinin Sonucu ve Anlamı Nedir?

Alacaklının takip konusu yaptığı alacağın mevcut olmadığı kanaatine veya alacağın zamanaşımına uğramış olduğu kanaatine varırsa, itirazın iptali davasını reddine karar verir.

Alacağın muaccel olmaması veya şarta bağlı borçlarda şartın gerçekleşmemiş olması halinde de mahkeme davayı reddeder.

Bu kararların kesinleşmesiyle takip konusu alacağın mevcut olmadığı kesin hükümle tespit edilmiş olur. Bunun sonucunda alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamaz. (HMK m. 303).

Davanın reddine karar veren mahkeme, alacaklının kötü niyetli icra takibinde bulunduğu ve itirazın iptali davası açtığın kanaatine varırsa ve borçlu talepte bulunmuşsa alacaklıyı, borçluya asgari yüzde yirmi kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum eder (İİK m. 67/2-3).

  1. İtirazın İptali Davasının Kabul Edilmesinin Sonucu ve Anlamı Nedir?

Mahkeme, alacağın mevcut olduğu kanatine varırsa davanın kabulüne yani itirazın iptaline karar verir. Bu hükmün icrası için alacaklının kararın kesinleşmesini beklemesine gerek yoktur. Doğrudan icra dairesine hükmü vererek duran takibe devam edilmesini ve borçlunun mallarının haczini talep edebilir. 

Şartları varsa mahkeme borçlunun alacaklıya icra inkar tazminatı ödemesine hükmeder.

İtirazın iptali davası taraflar bakımından maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Yani bu dava kesin hükme bağlandıktan sonra alacaklı aynı alacakla ilgili yeni bir alacak davası açamayacağı gibi borçlu da menfi tespit davası açamaz. Karar her iki taraf için kesin ve bağlayıcıdır.

SONUÇ

Alacaklının alacağını tahsil etmek üzere başlattığı icra takibi, borçlunun basit bir itirazıyla sekteye uğramakta, takip süreci olduğu yerde durdurulmaktadır. Alacaklının takibe devam edilerek bir an önce lacağına kavuşabilmesinin yolu itirazın kaldırılması veya itirazın iptali yollarına başvurmaktır. İtirazın kaldırılması prosedürü icra mahkemelerinde yürütülen bir süreçtir ve alacaklı ancak alacak hakkını ispat eden güçlü resmi belgelere sahipse bu yoldan sonuç alabilir. Eğer alacaklının elinde bu türden belgeler yoksa tek çaresi süresi içinde itirazın iptali davası açmaktır.

İtirazın iptali davası takip hukukuna özgü ve sıkı şekil kurallarına tabi teknik bir davadır. İspat yükü ve delil gösterme faaliyetleri özellik gösterir. Doğru taktik ve teknikler bilinmez ya da uygulanmazsa davayı kaybetmek ne yazık ki kaçınılmazdır.

İcra takip işlemleriniz ve bu süreçte açılan davalarınızla ilgili her türlü hukuki sorunlarınıza en kısa sürede ve en etkili çözümleri sunmak konusunda uzmanız. Ekibimizin deneyiminden yararlanmak için talep ve sorularınızı bize iletmeniz yeterlidir.

Saygılarımızla.

REFERANSLAR

 PEKCANITEZ, Hakan/ATALAY, Oğuz/SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral/ÖZEKES, Muhammet, 2015, İcra İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, s.150.

2 KURU, Baki, 2019, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra Ve İflas Hukuku Ders Kitabı, Yyetkin Yayınları, Ankara, s.93; İİK m.67/1.

3 İİK m.65/5.

4 İİK m.264/2.

5 BULUR, Alper, 2020, İcra İflas Hukuku, Monopol Yyayınları, Ankara, s.64.

6 YILMAZ, Halil, “İtirazın İptali Dvası ve İcra İnkar Tazminatı”, Yargıtay Dergisi, cilt:30, Ocak-Nisan 2004, sayı:1-2, s.53.

7 BULUR, a.g.e., s.63.

8 AKYÜREK, Bevran Bahadır, 2019,  İcra-İflas Hukukunda Borç İnkar Tazminatı, Yüksek Lisans Tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, Bursa, s.61.

9 PEKCANITEZ/ATALAY/SUNGURTEKİN ÖZKAN/ÖZEKES, a.g.e., s.151;HMK m. 5vd.

10AKYÜREK, a.g.e., s.61-62.

11 YILMAZ, a.g.e., s.47-49.

12ERCAN, İsmail, 2016,  İcra İflas Hukuku, Kuram Kitabevi, Kocaeli, s.91.

13 YILMAZ, a.g.e., s.50.

14Yargıtay 3. HD., E.2020/3960, K.2020/8333, T.24.12.2020.

15YILMAZ, a.g.e., s.61;BULUR, a.g.e., s.66; İİK m.67/3.

16 Yargıtay 9. HD., E.2020/3577, K.2020/19623, T.22.12.2020.

17YILMAZ, a.g.e., s. 65-66.

18YILMAZ, a.g.e., s.67.

19AKYÜREK, a.g.e., s.73-74; .Yargıtay 19. HD, T. 15.02.2016, E. 2015/11156, K. 2016/2345, Yargıtay 19. HD, 2012/10248E.,2012/17344K.,21.11.2012T, . Yargıtay 19. HD, T. 18.01.2012, E. 2011/8096, K. 2012/423, Yargıtay 19. HD, T. 7.10.2008, E. 2008/1122, K. 2008/9058, Yargıtay 19. HD, T. 12.01.2015, E. 2014/13877, K. 2015/68, Yargıtay 9. HD, T. 08.12.2015, E. 2014/21928, K. 2015/34786

20AKYÜREK, .a.g.e., s.75; Yargıtay 1. HD, T. 11.03.2014, E. 2013/18934, K. 2014/5304, Yargıtay 21. HD, T. 21.09.2010, E. 2010/1537, K. 2010//8786,  Yargıtay 19. HD, T. 01.05.2007, E. 2006/11280, K. 2007/4317, Yargıtay 19. HD, T. 28.6.2004, E. 2004/5958, K. 2004/7736(Lexpera), Yargıtay 13. HD, T. 04.11.1999, 858/7930(Lexpera).

21YILMAZ, a.g.e., s.62.

22Yargıtay 23. HD., E.2016/8483, K.2019/5285,T.12.12.2019.

23PEKCANITEZ/ATALAY/SUNGURTEKİN ÖZKAN/ÖZEKES, a.g.e., s.152.

24 Yargıtay 11.HD., E.2020/4844, K.2020/5645, T.02.12.2020.

25 Yargıtay 11. HD., E.2020/2699, K.2020/5882, T.15.12.2020.

26 Yargıtay 3. HD., E.2020/10920, K.2020/7852, T.16.12.2020.

27 AKKAN, Mine, “İcra Hukukunda Menfi Tespit ve İtirazın İptali Davası Arasındaki Derdestlik ve Kesin Hüküm İlişkisi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt:12, sayı:2, yıl:2010, basım yılı:12, s.13.

28 Yargıtay 19.,HD., E.2013/14644, K.2013/19360, T.04.12.2013.

29 AKKAN, a.g.e., s.21-22.

30 AKKAN, a.g.e., s.38.

31 AKKAN, a.g.e., s.38.

32 Yargıtay 19. HD., E.2017/4091, K.2019/1071, T.21.02.2019.

33 KURU, a.g.e., s.112

34 KURU, a.g.e., s.113.