TRAFİK KAZALARI VE BİLİNÇLİ TAKSİR AYIRIMI KAST MI TAKSİR Mİ?


Ceza Hukukunda kast ve taksir ayırımının; suça uygulanacak ceza bakımından hali önemli yaptırım farkı bulunmaktadır. Öğreti tarafından dahi tartışmalı bulunan ancak trafik kazaları yargılamalarında oldukça tartışmalı olan konulardan biri kast ve taksir ayırımıdır. Burada bilinçli taksir bakımından inceleme yapılacaktır.
Bilinçli taksir, Tck md.22 de yer alan ve kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir olduğu hükmüne yer verilmiştir. Bilinçli taksir ile olası kast birbirine çok yakındır. İkisi arasındaki temel farklılık; olası kastta sonuç hedeflenmektedir ve kabullenilmektedir, oluruna bırakılmaktadır. Hal böyle olunca yargılama sonunda verilecek ceza da elbette artacaktır. Bilinçli taksirde ise fail mümkün gözüken sonucun gerçekleşemeyeceğini düşünmektedir ve buna göre hareket etmektedir. Diğer bir ifade ile bilinçli taksirde; fail sonucu öngürür ama mevcut yeteneğine ve durum koşullarına güvenerek, sonucun gerçekleşmesine ihtimal vermez. Bu halde yargılamanın yönünü belirleyecek durum ve koşulların çok iyi bir biçimde analiz edilip hukuki tasnifinin yapılması hususudur.
Kast
Madde 21- (1)
Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
 (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,          ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
 
Taksir
Madde 22- (1)
Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
 
T.C. Yargıtay

  1. Ceza Dairesi
     
    Esas: 2013/15609
    Karar: 2014/6212
    Karar Tarihi: 12.03.2014
     
    TAKSİRLE YARALAMA SUÇU – GERÇEKLEŞEN NETİCENİN ÖNGÖRÜLEBİLİR OLDUĞU – FAİLİN GERÇEKLEŞEN NETİCEYİ ÖNGÖRDÜĞÜNE VE BUNA RAĞMEN FAİLİN ŞANSINA VEYA BAŞKA ETKENLERE GÜVENEREK HAREKETİNİ SÜRDÜRDÜĞÜNE İLİŞKİN TESPİT OLMADIĞININ GÖZETİLMESİ GEREĞİ
     
    ÖZET: Sanığın sevk ve idaresindeki araçla, gündüz vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü yolda seyri sırasında, olay mahalli kavşağa geldiğinde, orta refüj aralığından sola dönmek istediği esnada, karşı yönden gelen motorsikletle kavşak içerisinde çarpışması sonucu meydana gelen olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme bulunmadığının nazara alınması gerekir.
     
    Dava: Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
     
    Karar: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
     
    İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
     
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
     
    1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
     
    2- Hareketin iradiliği,
     
    3- Neticenin iradi olmaması,
     
    4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
     
    5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
     
    Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
     
    Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sadece şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
     
    Tüm açıklamalar çerçevesinde;
     
    Sanığın sevk ve idaresindeki araçla, gündüz vakti, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü yolda seyri sırasında, olay mahalli kavşağa geldiğinde, orta refüj aralığından sola dönmek istediği esnada, karşı yönden gelen motorsikletle kavşak içerisinde çarpışması sonucu meydana gelen olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme bulunmadığı nazara alınmaksızın, sanığın eylemi bilinçli taksirle işlendiğinin kabulü ile, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,
     
    Sonuç: Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 12.03.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.